Bediüzzaman Hazretleri’nin hayatına bakarsanız, bir müddet ona talebe olma nimetini yakalamış kimselerden Üstad’ı bırakarak ayrılıp giden insanlar görürsünüz. Fakat Üstad, o insanları kötüleme mânâsına gelebilecek tek kelime söylemez; siz onun sözlerinde sadece müjdeleri duyarsınız. Birisi Nurlar’ı yazmayı terk etse ve çekip gitse; o kat’iyen “Falan ayrıldı, gitti.” demez. Eğer, o gidenlerden biri sonra tekrar dönüp gelir ve kalemini yeniden eline alırsa, işte o zaman “Şu kardeşimiz Haşir Risalesi’ni okumuş, çok beğenmiş ve on nüsha teksir etmiş; beni çok sevindirdi, âdeta bütün dünyalar benim oldu; binlerce maşaallah, barekâllah!” der, onu takdir ve tebcil eder. Siz de düşünmeden edemez; kendi kendinize “O ne zaman ayrılmıştı ki?” dersiniz. Negatif noktaları görme yoktur Üstad’ın hayatında; o bütün mülâhazalarını pozitif hususlara bağlamıştır. Öyle ki, gözünün menfi hâdiseleri gören yanına perde çekmiştir âdeta. İnsanlarda çok küçük de olsa bir parıltı aramış; karanlıklara hiç bakmamış. Bütün görüş ufkunu o ışıkçığa bağlamış. Sadece mü’minleri, dost ve yakınlarını değil, hasımlarını bile affetme ufkunda yaşamış ve şu sözleriyle bize de o ufku göstermiş; “Mademki nur-u hakikat, imana muhtaç gönüllerde tesirini yapıyor; bir Said değil, bin Said fedâ olsun. Yirmi sekiz sene çektiğim ezâ ve cefalar, mâruz kaldığım işkenceler ve katlandığım musibetler hep helâl olsun. Bana zulmedenlere, beni kasaba kasaba dolaştıranlara, hakaret edenlere, türlü türlü ithamlarla mahkûm etmek isteyenlere, zindanlarda bana yer hazırlayanlara, hepsine hakkımı helâl ettim.”15
Dipnotlar
- 15 Bediüzzaman, Emirdağ Lâhikası-2 s.75.