Evet, demokrasi, temel hak ve hürriyetlerin korunmasını halkın temsilcilerine tevdî eden, milletin görüş ve kanaatlerinin ülke yönetiminde tesirli olması gerektiği esasına dayanan bir idare şeklidir. Hatırlarsınız, ilk meclis milletvekillerinden Tahir Efendi halka hitap ederken şöyle der: “Ey cemaat, siz, “müntehib”siniz (seçensiniz); ben ise, “müntehab”ım (seçilenim). Gideceğimiz yer ise; “müntehabün ileyh”dir (meclistir). Sizin yaptığınız işe de “intihab” (seçim) denir. İntihab ise “nuhbe”den gelir. Nuhbe, kaymak demektir. Unutmayın ki, bir şeyin aslında ne varsa kaymağı da o cinsten olur. Sütün üstünde süt kaymağı, şapın üstünde de şap kaymağı bulunur…” Bu sözler aynı zamanda, “Nasıl olursanız, öyle idare edilirsiniz” hadis-i şerifinin çok enfes bir yorumundan ibarettir. İşte, halkın içinden çıkan ve onu tam aksettiren temsilcilerin idaresidir demokrasi.
Türkiye’de yarım asırdan daha uzun bir zamandan beri, demokrasiyi deniyor ve hâlâ en mükemmelini bulmak için uğraşıyoruz. Denemede başarılı olamadığımız zaman yeniden başa dönüyor, bir kere daha arayışa geçiyor ve yeni testler yapıyoruz. Pozitif ilimlerdeki deneme-yanılma ve doğruyu bulma yolunu bir yönüyle biz gerçek demokrasiye ulaşma mevzuunda kullanıyoruz. Böylece, bir mânâda demokrasi bir gelişme süreci yaşıyor. Batılılar da, “Biz bu meselenin zirvesini henüz yakalayamadık, hâlâ yoldayız” diyor ve onlar da kendi anlayışlarına göre ideal bir demokrasi arıyorlar.