Söz konusu tesbihde, Sübbûh ve Kuddûs isimlerini “Bütün meleklerin ve Ruh’un Rabbi.” ifadesi takip etmektedir. Rab; sahip, efendi, malik, ıslah ve terbiye eden, yetiştiren, herkesi görüp gözeten, her varlığın ihtiyaçlarını karşılayan mânâlarına gelmektedir. Melekler; Cenâb-ı Hakk’a taatle meşgul olan, Allah’ın kendilerine verdiği her emri derhal ve aynen yerine getiren ve kat’iyen itaatsizlik etmeyen, her birinin sabit bir makamı ve muayyen bir rütbesi bulunan nurdan yaratılmış varlıklardır. İnsan su, hava, ışık ve gıda ile beslenip onlardan lezzet aldığı gibi melekler de zikir, tesbih, hamd, mârifet ve muhabbet nurlarıyla gıdalanır ve onlardan tat alırlar. Ruh’a gelince, o, Bediüzzaman’ın tarifiyle, “bir kanun-u zîvücud-u haricî ve bir nâmûs-u zîşuurdur.”14 Ruh denince çokları, Ruh-u Küllî’yi anlamışlar; bazıları da ona, Peygamber Efendimiz’in (aleyhi ekmelüttehâyâ) ruhu demişlerdir. Onu “Ruhu’l-Kudüs” ve “Ruhu’l-Emîn” de denilen Cebrail (aleyhisselâm) olarak anlayanlar da olmuştur. Dolayısıyla, melekler, Cenâb-ı Hakk’ın azamet, ceberût ve ululuğunu aksettiren “vâhidî” tecellîleri müşâhede etmiş; O’nun esmâ ve sıfatlarının bütün varlık üzerinde gâlibane, kâhirane ve hâkimane tecellî ettiğini görmüş ve meleklerin, Ruh’un, ruhanilerin, bütün âlemlerin ve o âlemlerdeki her şeyin Rabbi olarak Allah Teâlâ’yı tesbih u takdis etmişlerdir.
Dipnotlar
- 14 Bediüzzaman, Sözler s.564 (Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat, Birinci Esas).