Râbıta-i mevti kendine yoldaş ettiğini söyleyen Bediüzzaman Hazretleri, onu kısmen de olsa bir kısım sofilerden faklı anlamış ve farklı uygulamıştır. Ona göre, bu râbıta, farazî ve hayalî bir surette, âkıbeti düşünerek geleceği şimdiki zamana taşıma şeklinde yapılmamalı; belki ölüm hakikati iyi kavranarak içinde bulunulan andan fikren gelecek zamana yürümek suretinde olmalıdır. Çünkü, sofîlerin uygulamasında, “Gelecekte vukuu muhakkak olan hâdiselere olmuş gibi bakılır.” esprisi vardır. Dolayısıyla, onlar bir gün mutlaka öleceklerini düşünüp ilerideki o ölümü olmadan önce olmuş gibi tahayyül ederek zaman-ı hâzıra taşımaktadırlar. Ne var ki, insan bir gün öleceğine inansa bile, nefis o ölüm gününü kendisine çok uzak görebilir. İnsan, hayalen geleceği hâzır zamana taşıyıp kendi ölümünü düşünse de, nefis daha ilk fırsatta “Kim bilir daha kaç sene yaşayacağım?” diyerek gaflete düşebilir. Hastalar Risalesi’nde de dendiği gibi, gençlik ve sıhhat gaflet verir, dünyayı hoş gösterir ve âhireti unutturur.11 Bundan dolayı, hayalî ve farazî bir suretteki râbıta-i mevt, geçici olarak nazarları ahirete çevirse de öteler mülâhazasını sürekli canlı tutamaz; çünkü, gençlik, sıhhat, imkânların genişliği ve içtimaî hayata karışma gibi sebeplerle o hayal çabucak delinir ve kalıcı bir tesir icra edemez.
Dipnotlar
- 11 Bkz.: Bediüzzaman, Lem’alar s.254 (Yirmi Beşinci Lem’a, Üçüncü Deva).