İçeriğe geç

Günümüzün insanı, bu üslûpsuzluktan ve dilimizi tahrip eden uydurulmuş kelimelerden dolayı kendi değerlerinden o kadar uzaklaştı ki, bize ait düşüncelerin çok zengin ve çok olgun anlatıldığı kitaplara bile yabancı hâle geldi. Bugünkü nesil bir Türkçe üstadı olan Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirini bile anlayamıyor. Oysa Arapçada dahi onunkine denk bir tefsir yazılmamıştır; Hamdi Yazır’ın, kendisinden nakillerde bulunduğu büyük müfessir Fahreddin Râzî’nin Tefsir-i Kebir’i bile Elmalılı’nın Hak Dini Kur’ân Dili adlı eserinin çapına erişemez. Fakat neslimiz o kıymetli eseri anlamaktan âciz olduğu gibi, Kâmil Miras, Ahmet Hamdi Akseki, Babanzade Ahmed Naim, İzmirli İsmail Hakkı ve Şemsettin Günaltay gibi dil üstadlarının sözlerini ve Risale-i Nur Külliyatı gibi eşsiz eserleri anlamaktan da uzaktır.

Derisi Yüzülen Türkçemiz

İnsanımız ana diliyle yazılanları anlayamamaktadır; çünkü dilin derisi yüzülmüştür. Cemil Meriç, Cevdet Paşa’nın eserinin sadeleştirilmesiyle alâkalı olarak, “Cevdet Paşa bir dil üstadı idi, onun kitabını sadeleştirmek suretiyle derisini yüzdü ve eseri berbat ettiler.” demiştir. Evet, bizim dilimizin de derisi yüzülmüştür. Bu dille oynayanlar, yabancı kelimeleri atma ve dili sadeleştirme bahaneleriyle onu bütün bütün bozmuş ve neslimizi kültürümüzün temel kaynaklarından uzaklaştırmışlardır.

23