İçeriğe geç

Öyleyse, biz anne-baba hukukuna çok dikkat etmeliyiz; bu vazifenin ihmaline mazeret olabilecek bir hususun bulunmadığına inanmalıyız. Belki bu meseledeki kusurlarımıza karşı bir teselli kaynağı olarak sadece hâlis niyetlerimizi ve salih amellerimizi vesile yaparak Cenâb-ı Hakk’ın merhametine sığınmalıyız. Çünkü, biz ihsan-ı ilâhî olarak omuzlarımıza yüklenen ve bütün hayatımızı kendisine adamamız iktiza eden bir iman hizmetiyle de mükellefiz. Şayet, anne-babamıza karşı kusurlarımız, nefsanî sebeplerden ve şeytanî mazeretlerden değil de gerçekten hizmet ile onlar arasında kalmamızdan ve mecburen hizmeti tercih etmemizden kaynaklanıyorsa, işte o zaman bizim için bir çıkış yolu olacağını ümit edebiliriz.

Onlara karşı vazifelerimizi eksiksiz yerine getirmek için çırpınıyorsak, gerçekten şartlarımızı zorluyor ve onların rızasını almak için uğraşıyorsak, ama bu arada aksatmamaya çalıştığımız hizmetlerin hakkını verme gayretiyle koştururken elimizde olmadan onların hukukuna dair bir kısım kusurlara da engel olamıyorsak, ihtimal Cenâb-ı Allah yapabildiğimiz kadarını makbul sayar. Kim bilir, belki de onlar hakkındaki hasret ve hicranlarımızı bir kısım hata ve kusurlarımızın telâfisine vesile kılar. Mevlâ-yı Müteâl der ki, “Senin valideynine karşı şu kusurların var; fakat, din-i mübin uğrundaki civanmertliklerini de görüyorum; anne-babana karşı gönlünde beslediğin sevgi ve hürmeti biliyorum; dualarına hangi temiz duygularla onları da kattığından haberdârım. İşte, bu samimî hislerinden ve ciddi gayretlerinden dolayı bir gayeye bağlı yürüdüğün yoldaki kusurlarını affediyorum.”

Evet, Cenâb-ı Hakk’ın böyle harikuladeden bağışladığı kimseler vardır ve hadis-i şerifler “Haydi seni affettim!” hitabına

238