Ne var ki, bir kadın ve erkeğin, çocuklarının olmamasını büyük bir problem saymalarının ve bu hususta aşırı tehâlük göstermelerinin kulluk edebine yakışmadığını ifade etmeden de geçemeyeceğim. Evet, duada büyük bir güç vardır; gönülden yapılan dua karşısında esbab sukut eder. Müsebbibü’l-Esbab, isterse en olmayacak şeyleri oldurur ve dilediğine fevkalâdeden ihsanda bulunur. Cenâb-ı Hak, evlât isteyen kimselerin samimî dualarına da icâbet edip onlara istedikleri çocuğu lütfedebilir. Fakat, bu konudaki aşırı istek maksadın aksiyle tokat yemeye de sebebiyet verebilir. Meselâ, ısrarlı talep neticesinde öyle bir çocuk dünyaya gelir ki, âsî mi âsî, anarşist mi anarşist olur ve anne-baba için büyük bir hüzün sebebine dönüşür. Hatta onlara, “Ah ölse de kurtulsak!” dedirtecek kadar şerli bir insan hâlini alır. Bundan dolayı, kadın ve erkek, çocuklarının olmayışını hemen mutlak şer olarak görmemeli ve Allah Teâlâ’dan haklarında hayırlı olanı dilemelidirler.
Nitekim, Hazreti Zekeriyya (aleyhisselâm) da Cenâb-ı Hak’tan evlât istemiştir ama “Lütf u kereminden öyle bir oğul nasip et ki, bana da, Yâkub hanedanına da vâris olsun. Onu, razı olacağın bir insan eyle yâ Rabbi!”4 demiştir. Kur’ân-ı Kerim, Hazreti Zekeriyya ve Hazreti İbrahim gibi peygamberlerin ve Rahman’ın sevgili kullarının çocuk taleplerini anlatırken, onların behemehal bir çocuk sahibi olmak için değil, nübüvvetin ağır yükünü omuzuna alıp götürebilecek keyfiyette bir vâris yetiştirmek için dua ettiklerini de nazara vermiştir. Onların dua cümlelerine mefhum-u muhalif açısından bakılınca “Yâ Rabbi! Şayet hayırsız ve şerru’l-halef olacaksa, öyle bir çocuk istemiyoruz.” dedikleri görülecektir.
Dipnotlar
- 4 Meryem sûresi, 19/6.