İçeriğe geç

Bu açıdan, sahabe efendilerimizin hayat serencameleri tetkik edilse, Hasan Basrî Hazretleri’nin ima ettiği hakikati doğrulayacak yüzlerce hâdise görmek mümkün olacaktır. Meselâ; yaşamak için yaşayanlar, Allah Resûlü uğrunda bütün varlığını feda etmeye bin can ile razı olan Hazreti Ebû Bekir’i (radıyallâhu anh) nasıl anlayabilir ve onun destanlara sığmayacak hayatını nasıl normal görebilirler ki? Her ne kadar bütün sahabe-i Kiram, Peygamber Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) her şeyden ve herkesten çok sevseler de bu hususta zirveyi Sıddık-ı Ekber tutardı. Hazreti Ebû Bekir, İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhi ekmelüttehâyâ) tarafından çağrıldığı ya da O’na bir şey söyleyeceği zaman her defasında بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي يَا رَسُولَ اللّٰهِ“Anam babam Sana feda olsun, buyur ey Allah’ın Resûlü!”3 diyerek söze başlardı.

Hazreti Ebû Bekir, âdeta Habîb-i Ekrem Efendimiz’le soluk alıp verirdi; O’nu bir süre göremezse kalbi daralır, içini hafakanlar kaplardı; O’nun huzuruna varıp gül cemalini seyretmeden de inşiraha eremezdi. Hep Yüce Dostunun selâmetini düşünür, gerekirse O’nu ölesiye müdafaa eder ve her türlü kötülükten korumaya çalışırdı. Bir keresinde müşrikler kendilerini zulmetten nura çağıran Rehber-i Ekmel’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) üzerine yürümüş ve O’na eziyet etmeye başlamışlardı. Bunu duyan Hazreti Sıddık, hemen koşup Resûl-i Ekrem’in önünde kollarını germiş ve Firavun’un huzurunda hakikatı haykıran Mü’min-i Âl-i Firavn gibi müşriklerin yüzlerine haksızlıklarını çarpmış, “Yazıklar olsun size! ‘Rabbim Allah’ dediği için bu masum insanın canına mı kıyacaksınız? Hâlbuki O, size Rabbinden apaçık delillerle gelmiştir.” demişti.4 Müşrikler Hazreti Ebû Bekir’in bu coşkun çıkışı üzerine Peygamber Efendimiz’i bırakıp ona yönelmiş ve onu uzun süre öldüresiye dövmüşlerdi.

292