Binaenaleyh, Ebu’d-Derdâ (radıyallâhu anh) Hazretleri’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Cenâb-ı Allah, ilim tahsil etmek maksadıyla yola çıkan kimseyi sonu varıp Cennet’e ulaşan yollardan birine dahil eder. Melekler, ilim tâlibinden öyle memnun olurlar ki, onun önünde kanatlarını yerlere sererler. Yerde ve göklerdeki bütün varlıklar ve hatta denizlerdeki balıklar âlim için istiğfar eder, Allah’tan rahmet dilerler. Âlimin âbide üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Şüphesiz, âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakmışlardır, onların mirası ilimdir. O ilimden nasibini alan insan, büyük bir bereket ve hayır kaynağına ulaşmış olur.”5
Evet, beyan-ı nebevîde ilim, Cennet’e açılan yollardan biri olarak zikredilmektedir. İlim; okuma, görme ve dinleme neticesinde duyu organlarıyla elde edilen veya vahiy ve ilham yoluyla Cenâb-ı Allah tarafından doğrudan gönderilen bilgi demektir. Aynı zamanda, ilim; düşünme, anlama, idrak etme, bir şeyi olduğu gibi kavrama ve gerçeğe uygun bilgi mânâlarına da hamledilmiştir. Eşya ve hâdiselerin bize anlattığı, tekvinî emirlerin önümüze açıp döktüğü şeylerin hissedilmesi, kavranması ve Yaratan’ın yüce maksatlarının sezilmesi anlamına da gelen ilim tabiri zaman zaman mârifet kelimesinin yerine de kullanılagelmiştir.
Gerçek İlim ve Onun Tâlibi
Dipnotlar
- 5 Ebû Dâvûd, ilim 1; İbn Ebî Şeybe, el-Müsned 1/55.