İçeriğe geç

Evet, Allah’ın sevgisine mazhar kulların ilk özellikleri takva dairesine girmiş olmalarıdır. Zira, takvaya sığınmadan Kur’ân’ı anlamak ve ondan gereğince istifade etmek mümkün değildir. Daha Bakara sûresinin ilk âyetlerinden itibaren nazara verildiği üzere, Kur’ân, kapısını ancak müttakîlere aralar, o herkesten önce ehl-i takva için bir hidayet kaynağıdır; zaten takvaya da yalnız Kur’ân yörüngesinde yürümekle ulaşılır. Müttakîler, hem Kur’ân âyetleriyle nefes alıp vererek kalbî ve ruhî hayat adına daima canlı kalırlar; hem de Beyan-ı İlâhî’nin ışığı altında âyât-ı tekviniyeyi sürekli tetkik ve tefekkür ederek Allah’ın (celle celâluhu) kâinatta câri sünnetine (kanunlarına) muvafık davranırlar. Böylece, takva sayesinde, aşağıların aşağısına yuvarlanmaktan kurtulmuş, “a’lâ-yı illiyyîn” yolunu tutmuş ve bütün hayırların, bereketlerin kaynağını bulmuş olurlar.

İstiğna Ruhu ve Beklentisizler

Hususiyle kendini iman ve Kur’ân hizmetine adamış bahtiyar ruhlar için, takvadan sonraki en önemli vasıf istiğnadır. Hadis-i şerifteki, “ganî” kelimesi, “Allah’ın verdiği nimetlere kanaat ettiğinden kat’iyen başkasının eline bakmayan, hep müstağnî davranan, gönlü zengin, beklentisiz.” mânâlarına gelmektir.

Istiğna, peygamberlik mesleğinin şiarıdır. Bütün peygamberler, peygamberlik vazifesini eksiksiz yapacaklarına ve bunun karşılığında hiçbir dünyevî ücret almayacaklarına söz vermişlerdir. Kur’ân-ı Hakîm, onların, kendi ümmetlerine –ağız birliği etmişçesine– “Ben sizden ücret beklemiyorum ki! Benim mükâfatım ancak Allah nezdindedir.”6 dediklerini anlatmaktadır. Hakikaten onlar, peygamberlik vazife-i kudsiyesinin dünyaya alet edildiği töhmetine meydan vermemek için hayatları boyunca istiğnaya bağlı kalmış ve bu müstağnî hâlleriyle sonraki nesiller arasında neşr-i hakkı kendilerine vazife edinenlere hüsnümisal olmuşlardır.

304