İçeriğe geç

“Yolculuğa devam” deyip bu altın iklimde kanat çırpmayı sürdürdüğünüz takdirde, “Bu Kitap, iman edenler için, onların Rabbileri tarafından basiretleri açan bir hidayet ve burhandır…”2 âyet-i kerimesinin hakikatini, küllî prensip ve temel kaideleriyle, müşahhas ve canlı misalleriyle müşâhede etme imkânını bulacaksınız. Zira “Kur’ân’da Terbiye” adlı bölümü okuduğunuzda, onun terbiye anlayışında fertten aileye, aileden topluma, kademe kademe, hayatın hiçbir kesimi ihmal edilmeksizin, kuşatıcı bir bakış açısıyla, akılların ikna ve tenvir edildiğini, nefislerin terbiye ve kalblerin tasfiyeye tâbi tutulduğunu net bir şekilde görme imkânına kavuşacaksınız. Evet, o yüce beyan, ruhların en yükseği ve şekillerin en mükemmeliyle dünyaya gönderilen insana, mutluluk ve saadetin en idealini, teâli ve terakkinin en erişilmezini ve yaşamanın en insancasını göstererek, ona yolların en doğrusuyla “insan-ı kâmil” olma zirvelerini vaad etmektedir. Bundandır ki, arkasına aldıklarını şaşırtmadan, yanıltmadan ve en kestirme yoldan maksada ulaştıran en son, en kâmil söz o olduğu gibi, insanî melekeleri ölmemiş kimseler için tam bir rahmet, hidayet ve hikmet kaynağı olan da yine odur. Bunun en canlı ve çarpıcı misali ise, onun ilk talebeleri ve mucizevî semeresi olan sahabe-i kiram neslidir.

6