Evet, Rabb’e teveccüh ederken dahi, ruhunda bu olgunluğu duymayan insan, mescitte de olsa cismaniyetinden çıkıp kalb âlemlerinde pervaz edemeyecek, oturup-kalkışına bir istikamet kazandıramayacak, evindeki ve sokaktaki perişaniyetini camide de devam ettirecek, namaz kılacak fakat semeresini elde edemeden dönüp geri gidecektir. Bir kısım ehl-i tahkik, bu hususta çok titiz davranmış ve bir ölçü olarak namazda yanındakini tanıyanın namazı bozulur demişlerdir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), ادْعُوا اللّٰهَ وَأَنْتُمْ مُوقِنُونَ بِالإِجَابَةِ، وَاعْلَمُوا أَنَّ اللّٰهَ لاَ يَسْتَجِيبُ دُعَاءً مِنْ قَلْبٍ غَافِلٍ لاَهٍ “Allah’a duayı, size icabet edeceğinden emin olarak yapın. Şunu bilin ki Allah (celle celâluhu) gafletle başka meşguliyetlerle oyalanan kalbin duasını kabul etmez.” buyurur.233
O hâlde mü’min, âdeta hırsıza veya tefeciye karşı cüzdanını koruduğu gibi, fısk u fücurun kol gezdiği sokaklardan geçip mescide geldiği zaman da kalbini yoklamalı, Cenâb-ı Hak’tan uzaklaştıracak dünya ve dünyalıkları kalbinden çıkarıp atmaya çalışmalı ve teveccüh-ü tâmmı elde etmeye gayret etmelidir. Aksi hâlde Rabbisiyle münasebet kurma ve onunla Rabbin huzuruna gelme adına, kalbine cüzdanı kadar ehemmiyet vermemiş olur ki, Rabbi katındaki kendi değer ve kıymeti de o kadar olur. Mü’min, namazda sadece Rabbini bilecek, bütün kalbiyle O’na teveccüh edecektir. Günde eda ettiği beş vakit namazla, kendisini Rabbinden uzaklaştıran gafleti, âdeta ense köküne bir balyoz yemiş gibi dağıtıverecek ve kulluğunu bütün zamana hâkim kılacaktır. İtibari bir hat şeklinde telakki edilen zaman, yapılan bu kulluk sayesinde değer kazanacak ve ebedî âleme bir sel gibi akacak; gece gündüzü, gündüz de geceyi takip edecek ve neticede Cennet’te kula tebessüm eden Cennet meyvelerini meydana getirecektir.