İçeriğe geç

Cumanın vakti ise zeval vakti; yani beşerin rüşte erdiği vakittir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Cenâb-ı Hakk’ın rü’yetine vesile olacak bu namazı, Allah’ın emriyle zeval vaktinde kılmayı tayin buyurmuştur. O vakitte Rabb’e teveccüh, O’nu görmeye vesiledir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir temsille bunu anlatır ve, “Öğle vaktinde açık seçik güneşi gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksiniz.”309 buyurur.

Diğer bir şart da, cuma için belli bir mekânın olması lazımdır. Hâlbuki Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) diğer namazlar için, وَجُعِلَتْ لِي الأَرْضُ مَسْجِدًا وَطَهُورًا، فَأَيُّمَا رَجُلٍ مِنْ أُمَّتِي أَدْرَكَتْهُ الصَّلاَةُ فَلْيُصَلِّ “Yer bana temiz, pâk ve mescid kılındı. Her kim namaz vaktine girerse, nerede olursa olsun namazını kılar.”310 buyurmaktadır. Ama cuma öyle değildir; siz, dağ başında sopanızı sütre yapıp cuma namazını eda edemezsiniz. O, ancak şehirleşip medenileşmiş, mâşerî vicdanın ne demek olduğunu kavramış ve toplu hareket edebilecek hâle gelmiş yerlerde eda edilir.

314