Araplar, haftanın yedi gününü isimlendirirken, birinci gün, ikinci gün, üçüncü gün.. der; cuma gününe de mâşerî vicdanın belli bir noktaya teveccüh etmek suretiyle Cenâb-ı Hak’tan gelenlerden istifade etme günü mânâsına “cumua (toplanma) günü” derler. Cahiliyede bu güne “arûba” diyorlardı. Her ne derlerse desinler cuma bir içtima; yani Allah karşısında resm-i geçide hazır hâle gelme, teftişe hazır olma günüdür. Başka bir ifadeyle, günde beş vakit namazın mesuliyetini üzerimizden attıktan sonra, toplu olarak hesap vermek üzere Rabbin huzuruna gelme ve O’nun emrine âmâde olduğumuzu itiraf etme günüdür.
Tabi biz, bu davete koşup gelirken ve bizim için kârlı saydığımız şeyleri terk ederken, nasıl bir doruğa ulaşacağımızı düşünerek geliriz. Çünkü melekler, yeryüzünde cuma kılan cemaatle birlikte namaz kılar, onlara iştirak ederler. Dolayısıyla cemaatin dualarıyla birlikte meleklerin duası da Allah’a yükselir; o masumların arasında, biz aciz kulların duası ne kadar çelimsiz kalırsa kalsın, ümit edilir ki kabule karin olur.