Kudsîler Ve Sohbet
Evvelâ, Allah’ın bizleri kudsîlerden kılmasını, sonra yaptığımız şeylerin kudsîlerin yaptığı şeylerden olmasını dileriz. Bunlar, O’nun ayrı ayrı lütfedeceği hususlardır. Evet, aczimizi, fakrımızı şefaatçi yapıp bunları O’nun engin rahmetinden talep etmeliyiz. Yani, hizmetin neticesini bekleyeceksek, ilim ve iktidarımızla değil, ihtiyacımızla bekleyeceğiz. Rabbimiz aczimize, zaafımıza merhamet buyurup bizi, göz açıp kapayıncaya kadar nefsimizle baş başa bırakmasın!.
Bilindiği gibi Seyyidina Hz. Mesih, Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve cemaatini “kudsîler” sözüyle müjdelemiştir.1 Kudsîler; mukaddesler, yani dünyanın isine pasına, kirine küdûretine girmemiş ve eteklerine “belva-i âmm” nev’inden dahi olsa pislik bulaşmamış ve tabiî dünya karşısında hiçbir zaman yenik düşmemiş insanlar demektir.
Bu, onların hata ve günah işlemeyecekleri şeklinde anlaşılmamalıdır. Hata ve günah Seyyidina Hz. Âdem’le beraber doğmuş ve âdeta onunla tev’em (ikiz) gibidir. İşte insanoğlu da, atasıyla beraber doğan bu hatayı tevarüs etmiş, o gün-bugün de bu beraberliği sürdürmektedir. Daha doğrusu bu, Allah’ın bir kanunudur ve onu aşmamız da mümkün değildir. Bundan dolayıdır ki Allah Resûlü: كُلُّ بَنِي أٰدَمَ خَطَّاءٌ der2 ve bu meseleyi hatırlatır. Evet, herkes hata işler; ama önemli olan, hatanın nasıl giderilip, nasıl aşılacağı hususudur. Buna da O وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابوُنَ sözüyle işaret buyurur. Yani “Hata edenlerin en hayırlısı, hata ettikten sonra hemen tevbe ile onu silmeye çalışandır.”3
Dipnotlar
- 1 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/179; el-Mâverdî, A’lâmü’n-nübüvve 1/199.
- 2 Tirmizî, kıyâmet 49; İbn Mâce, zühd 30; Dârimî, rikak 18.
- 3 Tirmizî, kıyâmet 49; İbn Mâce, zühd 30; Dârimî, rikak 18.