Bu açıdan biz “mukaddes”, “pak”, “nezih” sözleriyle hiç günah işlememişi kasdetmiyoruz; bu sözlerle biz, hayatlarını Cenâb-ı Hakk’ın rızasını tahsile vakfetmiş, adamış; düştüğünde doğrulmasını bilen, uzaklaştığında yakınlaşma yollarını araştıran ve gözlerini açıp kapayıp rıza-i ilâhîyi arzulayanları.. ve i’lâ-yı kelimetullah adına, yani Allah’ın yüce adının dört bir yanda bayrak gibi dalgalanması uğruna lâzım gelen her şeyi yapanları ve bu yolda her fedakârlığa hazır olanları kastediyoruz.
Zaman zaman bunlar da düşebilir, bunlar da kendi çizgilerinden uzaklaşabilir, ama onları diğerlerinden ayıran özellik, istemeyerek içine düştükleri durumun içinde uzun süre kalmamalarıdır. Düşer düşmez hemen kalkıp Seyyidina Hz. Âdem gibi: رَبَّنَا ظَلَمْنَۤا أَنْفُسَنَا“Rabbimiz, kendimize zulmettik.”4 veya Seyyidina Hz. Yunus b. Metta gibi: لَۤا إِلٰهَ إِلَّاۤ أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ“Senden başka ilâh yoktur, Sen münezzehsin, şüphesiz ben haksızlık edenlerden oldum.”5 deyip, nefsin zulmünden Cenâb-ı Hakk’a sığınmalarıdır.. evet, kudsîler, her zaman Allah’ı takdis ve tenzih eder, her şeyi netice itibarıyla O’na bağlarlar. Ve böylece her hâllerinden Cenâb-ı Hakk’ın nazar-ı merhametini kendilerine celb ve cezbetmesini bilirler. Tabir-i diğerle, acz, fakr, zaaf ve ihtiyaçlarını ortaya koyarak, bazı velilerin, “Ben senden hiçbir şey istemiyorum, hâlime bak, neye muhtaç isem onu lütfeyle!” dedikleri gibi لَۤا إِلٰهَ إِلَّاۤ أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ derler.
Dipnotlar
- 4 A’râf sûresi, 7/23.
- 5 Enbiyâ sûresi, 21/87.