Şimdi bu en büyük meseleyi, kaynaklarına müracaat ederek, oradan alıp çıkaracak, sorular hâline getirecek, sonra o soruların cevaplarını icmalen arkadaşlarımıza ve bize muhtaç gibi görünenlere duyurmaya çalışacağız. Gerekirse izah ederek anlatacağız; tekrar ber tekrar, yılmadan, usanmadan, belki bir konuyu elli defa tekrar edeceğiz. Bu işin en önündeki yüce zât Efendimiz, mesajını belki elli sefer Ebû Cehil’e ve onun gibi inatçı Utbe’ye ve Şeybe’ye anlatmışlardı. Öyle ki bir gün, o küfrün ve cehlin babası Ebû Cehil, “Artık bize gelme!” mânâsına, “Sen ahirette vazifeni yaptığına dair bizi şahit göstermek istiyorsan, buna şahitlik yaparız!”7 demişti.
Evet, bunlar Efendimiz’in o kadar ısrarına rağmen inatlarını bırakmamışlardı. Biri inadı içinde ölürken diğerinin hanımı belli bir devreden sonra “Dalâlet üzerinde miydik?” diye sorunca, “Evet, dalâlet üzerineydik, inat ve gurur bizi alıkoyuyordu, O’nun doğru olduğunu bilmemize rağmen!” demişti. Aslında kalanların hepsi bilâistisna bunu demiş; gidenler de dalâlet ve küfür üzerine gitmişlerdir.
İnanmış insanlar da aynı hassasiyet ve aynı nezaket içinde, –Rabbimiz’in bizi teşrif ve tekrim için üzerimize yüklediği– imana ve Kur’ân’a ait meseleleri bıkmadan anlatmalıdırlar. Kim bilir belki de her anlatma bize ayrı irşad sevabı kazandıracaktır. Zaten bizim vazifemiz de sadece tebliğdir. Nebi’ye de Kur’ân bunu hatırlatmaktadır: “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirilen buyrukları tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan, risalet vazifesini yapmamış olursun…”8 (Âyette, Efendimiz’e, şayet tebliğ vazifeni yapmazsan, Allah’a ait elçiliği eda etmemiş olursun deniyor ki, burada bir tehdidin de hissedildiği açıktır.) Binaenaleyh her mü’min kendisine ait vazifeyi yapmakla yetinmeli ve tesiri Allah’tan beklemelidir.
Dipnotlar
- 7 İbn İshak, es-Sîre 4/191; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 7/255-256.
- 8 Mâide sûresi, 5/67.