O hep zaferden zafere koşacak ama; ülkeleri harap edip, harabelerde pâyitahtlar kurmak için değil; insanî duygu ve melekeleri harekete geçirmek ve bizleri, herkesi ve her şeyi kucaklayacak şekilde sevgi, alâka ve mürüvvetle güçlendirmek, yıkılmış yöreleri onarmak, ölü kesimlere hayat üflemek, varlığın damarlarında can olup-kan olup akmak ve hepimize var oluşun engin zevklerini duyurmak için.. zaten o, her şeyiyle bir Allah adamıdır.. ve O’nun halifesi olarak her zaman varlıkla münasebet içindedir. Her hareket ve her faaliyeti kontrollüdür ve yaptığı her şeyi de O’nun teftişine sunacak gibi yapar. O’nun duyuşlarıyla duyar.. O’nun bakışlarıyla görür.. üslûbunu O’nun beyanından süzer çıkarır.. ve O’nun iradesi karşısında “gassalin elindeki meyyit” gibidir.. O’na karşı acz ü fakrının şuurunda olması en büyük bir güç ve servet kaynağıdır. O, bu tükenmez hazineyi en iyi şekilde değerlendirmede asla kusur etmemeye çalışır.
O, aynı zamanda engin bir muhasebe ve murâkabe insanıdır; iyi-kötü, güzel-çirkin, onun mir’ât-ı ruhunda, gece-gündüz, ziya-zulmet farklılığı içinde birbirinden ayrı ve her şey yerli yerincedir.. iradesi, kalbi, şuuru ve hissiyle, o, vicdan mekanizması ve onu meydana getiren latîfelere terettüp edecek en büyük gayeleri avlama peşinde.. ve “Hâlık’ın atıyyelerini ancak matıyyeleri taşır.” mülâhazasıyla, irade ile, sorumluluk arasındaki münasebeti; kalb ile, aşk mâbeynindeki alâkayı; şuur ile, varlık ve varlığın perde arkası sırlarıyla teması ve ıttılâı; hissiyle, “bî kem u keyf” mutlak hakikati; mârifeti ile birkaç kadem meleklerin önünde yakınlık soluklamaktadır.