1. Şûrâ, hem idare eden hem de idare edilenler için bir haktır ve bu hakkı kullanma mevzuunda da, taraflardan birinin diğerine karşı hakk-ı rüçhâniyeti yoktur. Allah (celle celâluhu): “Onların işleri kendi aralarında meşveret iledir.”12 buyurarak her iki tarafın da müsâvi olan konumlarına işaret buyurur. Bütün Müslümanlara ait işler herkesi alâkadar ettiği için, onlara ait meselelerin görüşülmesinde idare edenin de edilenin de hakları eşit kabul edilmiştir. Ancak bu hak yer, zaman ve şartlara göre farklılaşabileceğinden, şûrânın icra ediliş şekli de farklı olabilir.
2. Toplumu alâkadar eden meselelerin meşverete sunulması, “Bu iş hususunda onlarla istişarede bulun!”13 fermanı gereğince, şûrâya esas teşkil eden hususu rey ashabına arz etmesi bir sorumluluk olduğundan, idareci bu sorumluluğu yerine getirmediğinde mesul olacağı gibi, idare edilenler de, fikirlerinin alınmak istendiği konularda görüşlerini bildirmediklerinde mesul olurlar. Hatta sadece görüşlerini bildirmemekle değil, görüşlerinin alınmasında kararlı olmadıkları zaman da vatandaşlık vazifesini yerine getirmemiş sayılırlar.
3. Şûrânın, Allah rızası için ve Müslümanlar yararına yapılması, rüşvet, baskı ve tehditlerle istişarî heyetin düşünce çizgisinin saptırılmasına meydan verilmemesi de önemli bir esastır. Allah Resûlü, “Kendisiyle istişare edilen insan bir güven insanıdır; kendisine bir husus danışılan kimse kendi hakkında karar veriyor olma ölçüsünde düşüncesini bildirmelidir.”14 buyururlar.
4. Meşverette her zaman icma olmayabilir; herkesin görüşünün tek bir noktada toplanmadığı durumlarda, ekseriyetin düşünce ve kanaatine göre amel edilir. Zira Sahib-i Şeriat’a göre ekseriyet icma hükmündedir. O:
“Allah eli (inâyeti) cemaat iledir.”15
“Ümmetim sapıklıkta birleşmez.”16
Dipnotlar
- 12 Şûrâ sûresi, 42/38.
- 13 Âl-i İmrân sûresi, 3/159.
- 14 et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 2/349.
- 15 Tirmizî, fiten 7; İbn Hibbân, es-Sahîh 10/438.
- 16 İbn Mâce, fiten 8; Abd İbn Humeyd, el-Müsned s.367.