İçeriğe geç

Fakîhlerin adalete bakışı biraz daha farklıdır; onlara göre âdil olma, büyük günahlardan kaçınıp küçüklerinde de ısrar etmemenin yanında her zaman istikamet peşinde olmaya bağlıdır ki, bunu, hasenâtın seyyiâta gâlip gelmesi şeklinde de yorumlamak mümkündür. Hususî anlamda ihkâk-ı hak, ibtâl-i bâtıl etmeye ve hakkı tutup kaldırmaya da adalet denegelmiştir. Fukahâ ve büyük çoğunluğu itibarıyla diğer ulemâ, adaletin mutlak zikredildiği her yerde, daha ziyade onu birinci şıktaki şekliyle anlamışlardır ki, ikincisinin zıddı zülüm olduğu gibi bunun zıddı da fısk u fücûrdur.

Ayrıca fukahâ, uygulama alanı itibarıyla da adaleti ikiye ayırmışlardır:

1. Hiçbir zaman hiçbir şart karşısında değişmeyen, neshe uğramayan, zaman ve konjonktüre bağlı bulunmayan mutlak adalet ki, iyiliğe iyilikle karşılık verme, hayra hayırla mukabelede bulunma, zulmün büyüğünden de küçüğünden de uzak durma… gibi kısmen de olsa insan aklının iyi ve güzel olduğunu idrak edebileceği hususlar bu türün örneklerinden sayılırlar.

251