Kur’ânî yaklaşımla, İslâmî düşünce sisteminde, aklı olan ve olmayan, tabiat-hilkat, sebepler-sebepler üstü Yaratıcı Güç, kendi kendine meydana gelme-kuşatan bir iradenin var etmesiyle vücut bulma; diğer bir ifadeyle, tevhid ufku ve şirk saplantısı şeklinde kabul edilegelmiştir. İnsanoğlu var olduğu günden bu yana –bu mülâhaza, haricî bir yorumcunun hususî mevcudiyeti açısındandır. Yoksa, kâinat ve hâdiselerin mücerret tefsiri zaviyesinden insan öncesi dönem için de aynı şey söz konusudur– Mefisto-Faust oyunu devam edegelmektedir. Bundan sonra da –eskilerin ifadesiyle– ahyârın eşrârla mücadelesi, şeytanların ve şeytanlaşmış ruhların hakka, hakikate açık gönüllerle ayrışmaları sürüp gidecektir.
Bugüne kadar kâinat ve hâdiseleri, tabiat, sebepler ve kendi kendine oldu düşüncesine bağlayanlar, hemen her zaman gayrimâkulün temsilcileri olarak bir cephe oluşturmuş ve yer yer sun’î bir tabiat ilâhı etrafında, zaman zaman da sebeplerin mevhum iktidarları çevresinde bir araya gelerek, mâkulün temsilcileri bulunan enbiyâ, asfiyâ ve mü’min düşünürlere karşı sürekli bir savaş içinde olmuşlardır. Bu cephe, değişik dönemler itibarıyla bir kısım farklı stratejiler uygulasa da, kavga azmi ve mücadele esprisi açısından hep aynı yolda yürümüş; ya ulûhiyet gerçeğinin lâzımı olan yaratma, tanzim etme, öldürme, diriltme.. gibi fiilleri, mevhum birer varlık olmadan öte kıymet-i harbiyeleri olmayan sebeplere, tesadüflere, tabiata havale etmiş veya kısmen de olsa, ilâhî icraatı bunlara bağlamaya çalışmıştır. Birincilerin ilhadında şüphe yok; ikinciler ise, Allah’ın yarattığı bazı nesneleri, icraatında O’na ortak koşmakla şirke girmişlerdir; şirke girmişlerdir, zira tevhid düşüncesi; yaratan, inşâ eden, öldüren, dirilten, rızık veren, herkesi ve her şeyi görüp gözeten Kudreti Sonsuza –ne suretle olursa olsun– eş-ortak koşmayı şirk ve gayrimâkul kabul eder.