İçeriğe geç

Çağımızda taassup denince insanlar onu daha çok dindarlar arasında tahayyül etti. Dahası, böyle bir kelime ile ilk ürperenler de inanan insanlar oldu.. oysa o, her kılığa giren öyle bir Allah belasıydı ki, dinî kisve ve dinî ifadelerle kendi diyanet mensuplarını tahrik edip ayaklandırdığı ve onulmaz tahriplere sebebiyet verdiği gibi, dinsizin elinde de, her zaman dini ve dindarı karalamada amansız bir silah gibi kullanıldı. Kinle, nefretle gerilmiş sineler hep onunla soluklandı.. ve büyük ölçüde ne medrese, ne mektep, ne zaviye, ne kışla, ne de daha büyük makamlar bu taassup bataklığına düşmekten kurtulamadılar. O her zaman kuvvetlinin elinde ezen, öldüren, hizaya getiren ve kendine benzeten bir silah olarak kullanıldı.. onunla insanlar bir darlığa mahkûm edildi.. kendini ifade etmek isteyenlerin kelleleri alındı.. farklı düşünenler ya sürgün edildi ya da zindanlara atıldı.. nice aydınlık ruhlar tagallüplere, tahakkümlere, mezelletlere maruz kaldı.. ve en dırahşan çehreler topluma âdeta bir asi, bir şakî gibi gösterildi. Kutsalı kullananların elinde de o, aynı ölçüde hep zararlı oldu; hür düşünceye karşı çıkıldı, ilim ve araştırma aşkı günah sayıldı. Modern çağın değişik ideolojilerine gelince, bunlar onu daha da vahşice kullandı; cahil yığınlardan daha bağnazca davrandı ve vurdu-kırdı, kan döktü, kan içti, kanlı düşüncelerle oturdu-kalktı ve insanlığa sürekli kan kusturdu. Böyle olması da bir mânâda normaldi; zira taassup aklı, mantığı kullanmamanın ayrı bir unvanı ve nerede duracağı, nasıl duracağı da belli olmayan kargaşa ve anarşinin en önemli sâikiydi.

292