İçeriğe geç
17. Bölüm

F. İlâhî İltifata Mazhariyet

Allah (celle celâluhu), Nebisine hitaben bir âyet-i kerimede şöyle buyurur:

يَۤا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَۤا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللّٰهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ

“Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah, seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik edip doğru yola iletmez.”233

Allah (celle celâluhu) hiçbir peygambere böyle hitap etmemiştir. Diğerlerine hitap, hep mücerret isimleriyle yapılır; ancak Hz. Muhammed’dir ki (sallallâhu aleyhi ve sellem), O’na hitap edilirken böyle tazimkâr bir ifade kullanılmıştır.

“Ey Resûl!” sözü ile Hak’tan mesaj getiren, haber ulaştıran ve ötelerden haberdar insan kastedilmektedir. Bu hitap tarzıyla Allah, O’na çok şerefli bir hususiyet izafe ederken, bizlere de, O Nebi’nin şeref ve kıymetini hatırlatır. Buna, O’nun şerefini ilan da denebilir. Ve O, bu şerefin gölgesi altında, bize sunacağı mesajı sunar. Yani, şu anda size muhatap olan veya sizi muhatap alan zât öyle bir zâttır ki, âdeta Allah (celle celâluhu) O’na saygı gösteriyor, (tabir caizse) O’na adıyla “Yâ Ahmed, yâ Muhammed, yâ Mustafa, yâ Mahmud!” demiyor da “Ey şanı yüce Resûl!” yani duygu, düşünce ve gönülleri dirilten mesajlarla insanlığın imdadına koşan nebi diyor. Zira Allah, O’nu nurdan bir helezonun zirvesine çıkarmış, O’nu peygamberlikle serfiraz kılmış ve vicâhî olarak konuşulabilecek bir muhatap hâline getirmiştir.

226