İçeriğe geç
28. Bölüm

E. Efendimiz’in Tevazuu

Allah Resûlü, fevkalâde bir tevazu insanıydı. Zaten büyüklerde, büyüklüğün alâmeti tevazu; küçüklerde küçüklüğün alâmeti ise, gurur ve tekebbürdür.719 O, tevazuu nispetinde büyüyordu. Evet O büyüktü, onun için de mütevazi idi. مَنْ تَوَاضَعَ لِلّٰهِ رَفَعَهُ اللّٰهُ، وَمَنْ تَكَبَّرَ وَضَعَهُ اللّٰهُ“Kim tevazu ederse, Allah (celle celâluhu), onu yüceltir; kim de büyüklenirse, Allah (celle celâluhu) onu zelil eder, alçaltır.”720 diyor ve bunu hayatında da gösteriyordu. Herkes O’ndaki engin tevazua bakıyor ve büyüklüğün ne demek olduğunu anlıyordu.

Kibirlenenleri, çalım satanları Allah (celle celâluhu) hep yerin dibine batırmıştır. İşte Karun, işte Sa’lebe, işte Firavun, işte Nemrut ve işte bütün şeddatlar!.

Tevazu edeni, yüzünü yere koyanı da O yüceltmiştir. İşte Musa (aleyhisselâm), işte İsa (aleyhisselâm), işte İbrahim (aleyhisselâm) ve işte Hz. Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem)…

O’nda mahviyet, bir baş döndürücü derinlikteydi. O, Allah’ın kulu ve resûlüydü. Gece, gündüz Rabbine kullukta bulunur, kullukta bulunurken de itidali korur ve şöyle buyururdu: سَدِّدُوا وَقَارِبُوا“İstikametten ayrılmayın, itidali koruyun ve devamlı istikamete yaklaşmaya çalışın.”721 İbadet de olsa, ifrat ve tefrit, Allah Resûlü’nün yolu değildi. O, tam bir itidal ve istikamet insanıydı. Zaten, istikamet, mü’minin beş vakit namazında, Cenâb-ı Hak’tan talep ettiği yol değil mi? O yol ki, nebilerin sıddıkların ve şehitlerin yoludur. Ahirette onlarla beraber olmak isteyenler, dünyada onların gittiği yoldan gitmelidirler.

568