O Fatıma (radıyallâhu anhâ) ki, gözüne ve hayaline hiçbir günah girmeden, Hz. Ali (radıyallâhu anh) ile evlenmişti. Zaten yaşı 25 olmadan da vefat edip gitmişti. Arkadan gelen bütün evliyâ, asfiyâ onun nurlu neslinin semeresiydi… O ki, sağanak sağanak vahiy yağan Nebi evinde yetişmişti. O ki, Allah Resûlü, onun hakkında “Fatıma benden bir parçadır.”727 buyurmuştu… Ve yine o ki, Cennet kadınlarının efendisi olduğu bildiriliyordu.728 Ama ona da Allah Resûlü, evet bu Fatıma’ya (radıyallâhu anhâ) da “Kendini Allah’tan satın almaya bak! Nefsinin ipoteğini çözdürmeye çalış!” diyordu.
Hayatını bu ölçüler içinde geçiren, Allah’a (celle celâluhu) karşı edep ve saygıda zerre kadar kusur etmeyen ve kendisini, büyüklüğünün alâmeti olarak, bir “hiç” gören ve amellerine bel bağlamayan bu Zahidler Zahidi, bu insanların Allah’tan en çok korkanı ve bu, ahiretin ne demek olduğunu herkesten iyi bilen zat, hiç imkân ve ihtimal var mı ki, günah işlesin, inhiraf etsin, çizgisini kaybetsin! Sonsuz defa hâşâ!
f. UBÛDİYET VE KULLUĞU İLE EFENDİMİZ
Hele ibadeti, hele ibadeti! O’nun ibadetine bakan insan, sanki O, hayatında başka hiçbir iş yapmamış da, hep ibadet etmiş zannederdi. Evet O, kulluğunda bu kadar derindi. Zaten, bütün güzelliklerde de O, öyle değil miydi? Hangi sahada, O’na kim yetişebilmişti ki? Hayır, hiçbir sahada, hiç kimsenin O’na ulaşması mümkün değildi.!