İçeriğe geç

Allah (celle celâluhu), O’nun şefaat hakkını ötelerde böyle değerlendirecektir. Zaten bizim bütün ümidimiz de bu değil mi? Sonsuz günah işledik, ama, yine de boyunlarımızda tasma, O’nun, azat kabul etmez köleleri olduğumuzu itiraf ediyor, bizi de şefaati içine almasını istiyoruz.

Günahkârız, ancak başka kimseye kulluk yapmadık. Olduksa O’nun kapı kulları olduk ve bu hissimizi Mevlâna’nın sözleriyle dile getiriyoruz:

من بنده بخدمت سرافكنده شدم
من بنده شدم بنده شدم بنده شدم
من شـاد ازآنم كه تـرابنده شدم
هر بندكه آزاد شود شاد شود
“Kul oldum, kul oldum, kul oldum! Ben Sana hizmette iki büklüm oldum.Kullar azat olunca şâd olur; Ben Sana kul olduğumdan dolayı şâd oldum.”

Ve inanıyoruz ki, bizim bu yalvarış ve yakarışlarımız, Cenâb-ı Hak tarafından duyulup is’af buyrulduğu gibi şefaat arzumuz da mevsimi gelince, Allah Resûlü tarafından lütfedilecektir. Bu mülâhaza ile kapısının tokmağına bir kere daha dokunuyor ve “Şefaat yâ Resûlallah!” diyoruz.

Allah Resûlü, büyük günah işleyenlere şefaat edecektir. Biz de, daha buradayken O’na adres bırakıyor, bize de şefaat etmesini istiyoruz. İçinizde, böyle bir talebi olmayacak birinin varlığını düşünemiyorum. Öyleyse herkes, O’na şimdiden dehalet edip, adres bırakmalıdır. Bu müracaatı O’nun duyacağından da kimsenin zerre kadar şüphesi olmasın. Görmüyor musunuz ki, namazda “Tahiyyat” okurken, اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَِّبيُّ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ diyor ve doğrudan O’na hitap ediyoruz. O duymasa, O’na hitap edilir mi? Demek ki, duyuyor ve Cenâb-ı Hak da bizim, namazda O’na doğrudan selâm vermemizi istiyor!

570