İçeriğe geç

Beri taraftan, meselenin müzakeresini yapacak ilâhiyatçılarımızın henüz var olup olmadığı bir yana, ilâhiyat eğitiminin, arzu edildiği ve bazılarınca bir asırdır rüyası görüldüğü şekilde, en azından umumi prensipleriyle pozitif ilimlere şamil bulunmadığı da acı bir gerçek olarak karşımızda duruyor. İşte böyle bir zeminde, arz etmeye çalışacağım hususların çoğu doğrudan meşguliyet sahama girmemekle birlikte, iman ile imansızlık arasında âdeta bir duvar gibi duran bu meseleyi, idrakimin elverdiği ölçüde inceleyip takdim etmeyi bir vazife, bir mesuliyet olarak gördüğümden, üstesinden gelinmesi oldukça güç bir işin altına girmiş bulunduğumun farkındayım. Aslına bakılacak olursa, konunun mütehassıslarının bağışlayacağı ümidi içinde böyle bir işe girişmemin altında yatan temel düşünce, bu sahada salâhiyetli olanları gayrete getirmekten başka bir şey değildir. Arzu ediyorum ki, onlar bu yükü yüklensin ve bir asırdır, zihinleri çelinen, imanları çalınan yaralı nesillere mevzu bütün açıklığıyla ifade edilsin ve her şey genişliğine, derinliğine anlatılarak gerçek ortaya konsun.

Esasen itiraf etmeliyim ki, böyle bir mevzu ile uğraşmaktansa, inandığım ve heyecanını daima gönlümde yaşadığım İslâm’ın aslî düsturlarını anlatmayı tercih eder, insanlığı kurtaracak bir neslin vasıflarını nazara vermeye çalışırdım. Ben, yapıcı vasıfların anlatılmasının, inanan gönüllerde daha fazla heyecan uyaracağını düşünüyorum. Ama, okumuşu-okumamışı, üniversitede olanı ve onun dışında kalanıyla, pek çok kimsenin, hatta birtakım diyanet mensuplarımızın ve âlimlerimizin bile, muhkem Kur’ân âyetleriyle teyit edilen, dolayısıyla, bir bakıma akideyi ilgilendiren yaratılış mevzuunda zıt beyanlarda bulunduklarına, öyle ki, Kur’ân âyetlerinin ve Allah Resûlü’nün o mübarek dudaklarından dökülen lâl ü güher gibi sözlerin, Darvinizm’le telif edilebileceği gibi bazı yorumlar yapıldığına şahit oluyor ve hayretler yaşıyorum.

5