İçeriğe geç

Ertesi gün evine varıp, ziline bastığımda, beni nur yüzlü bir çocuk karşıladı ve babasının, kendi odasında çayını yapmış, beni beklediğini söyledi. Onun iç dünyasına girdiğim zaman, gözümde şefkatten damlacıklar, bir bulut gibi dökülmek için bir sâik bekliyordu. Yanına oturdum, o konuşmaya başladı. Yerin yaratılışını, hayata müsait hâle getirilişini anlattı. Allah’ın tasarruflarından söz ederken coşuyor, kendinden geçiyordu. Nebülozlardan bahsetti; bu geniş âlemde nasıl bir iradeye râm olduklarını, mekânın genişlemesini, Allah’ın bütün bu olup bitenlerdeki tasarruflarını izah etti. Bu şekilde kâh büyük âlemdeki (makrokosmos), kâh küçük âlemdeki (mikrokosmos) hakikatleri anlatırken, sanki, “İleride onlara dış âlemde ve kendi nefislerinde âyetlerimizi peyderpey göstereceğiz. O zaman hak ve hakikatin ne demek olduğunu anlayacaklar.”1 âyetinin mânâsı tecelli ediyordu. Bir aralık öylesine doldu ki, “İn’âmullah, hayret ediyorum” dedi ve ekledi: “İnsan ilim yapar, şu feza-i ıtlakı öğrenir, derinlemesine insanın içine girer, şu teşrihata vâkıf olur da, nasıl Allah’a inanmaz, hayret ediyorum!” Taşı tam gediğine koyacağım anı yakalamıştım. “Üstad (dedim) müsaade eder misin?” “Buyur” dedi ve şunu söyledim:

“Kur’ân’da bir âyet var. Resûlullah’a Allah şöyle diyor: “Allah karşısında, kulları içinde ancak hakkıyla âlim olanlar saygıyla ürperir.”2 O zaman ayaklarının bağı çözülüverdi. “Bunu Muhammed mi söylüyor?” dedi ve ilâve etti: “Eğer bunu O diyorsa, sen şahit ol İn’âmullah, Muhammed, Allah’ın Resûlü’dür.”

72