Âyet-i kerime, لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدِّينِ ifadesiyle Allah yolunda seferden geride kalacak kişilerin ilk olarak imana, İslâm’a ve bir yönüyle bunların tabiata mâl edilmesinin bir ünvanı olan ihsana müteallik meseleleri öğrenmeleri gerektiğine işaret etmektedir. Bununla birlikte bu değerlerin sağlam işlemesi, bir toplum tarafından rahat kabul edilmesi, dünyadaki farklı kültür ortamlarında yetişen insanların bunlara alâka göstermesi, sempati duyması ve değer atfetmesi şer’î ilimlerin yanında tekvînî emirlerin de doğru okunmasına bağlıdır. Dolayısıyla dinin yanında, fünûn-u medeniyenin menbaı, laboratuvarı ve aynı zamanda araştırma merkezi sayılabilecek olan tabiat ilimlerinin çok iyi öğrenilmesi, bu konuda araştırmaların yapılması, tabiat meşherinde teşhir edilen varlığın temaşa edilmesi çok önem arz etmektedir.
Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadesiyle, bir taraftan ulûm-u diniye öğrenilirken diğer yandan fünûn-u medeniye ihmal edilmemelidir. O, talebenin himmetinin ancak bu ikisinin bir araya gelmesiyle pervaz edeceğini ifade etmiştir.78 Bunlardan birisini dışladığınız zaman, diğerini kolsuz ve kanatsız bırakmış olursunuz. Evet, ne kalbin ziyası olan dinî ilimlerden fedakârlıkta bulunmalı ne de akıl, mantık ve muhakemenin ziyası olan müspet ilimler ihmal edilmelidir.