Korku, ezilmişlik ve aşağılık kompleksi gibi duygular, Tanzimat’tan sonraki nesillerin/dedelerimizin genlerine işlemiştir. Biz de onların genlerini taşıdığımızdan dolayı hâlâ yaşadığımız o şokun tesirinden kurtulabildiğimiz söylenemez. İster farkına varalım ister varmayalım biz, bu tür duygu ve düşüncelerle felç edilmiş gibiyiz. Dolayısıyla da bütün bu olumsuz düşüncelerden sıyrılma, engin düşünce ufuklarına açılma, düşüncede kendimiz olabilme, Allah ve Resûlü’nün gösterdiği ufka müteveccih bulunma, Kur’ân’ın tevcihleri istikametinde hareket ederek birer tezekkür, tedebbür ve tefekkür insanı olabilme, sürekli yeni yeni terkipler yapma, yeni yeni tahlillerde bulunma.. evet, bütün bunlar aşağılık kompleksiyle kolu kanadı kırılmış nesiller için çok kolay gerçekleşecek işler değildir. Ama asla unutulmamalıdır ki bunlar gerçekleştirilemeyecek işler de değildir.
Her şeyden önce Tanzimat’la üzerimize gelen ve o günden bugüne katlanarak devam eden Allah belâsı bu aşağılık kompleksini üzerimizden atmamız gerekir. Bu yapılabildiği takdirde, engin ve derin düşünce ufuklarına kapı aralama adına ilk adım atılmış olacaktır.
İsim Değil Sıfatlar Önemli
İkinci olarak, Allah’ın (celle celâluhu) evsaf-ı insaniyeye özel bir teveccühünün olduğunun hiçbir zaman hatırdan çıkarılmaması gerekir. Bu sebepledir ki, gayrimüslim de olsa birisi, çalışkanlık, metotlu çalışma, hakikat ve araştırma aşkıyla eşya ve hâdiseleri didik didik etme, terkip kabiliyetine sahip olma gibi üzerinde taşıdığı Müslüman vasıfları itibarıyla sizin önünüzde ise Cenâb-ı Hak, onu, o taşıdığı sıfatlara göre mükâfatlandıracaktır. Çünkü bütün bunlar, Âlemlerin Rabbi Allah (celle celâluhu) katında makbul sıfatlardır. Makbul olmayan insanların sırtında bulunmaları, bu sıfatların değerini düşürmez. Tıpkı çamura düşen bir elmasın değerinden bir şey kaybetmemesi gibi.