Dünyanın farklı yerlerindeki açılımlarıyla bir sevgi dünyası oluşturmaya ve insanları uzlaştırmaya çalışan ve bununla da sadece Allah’ın hoşnutluğunu kazanmayı hedefleyen insanların, dünyevî bir beklentilerinin olması düşünülemez. İşte rıza-i ilâhiye kilitlenmiş ve dünyanın çehresini değiştirmeye azm u ikdam etmiş bu karasevdalıların, sevgi ve barış plânlarını tam olarak gerçekleştirmeye güçleri yetmese bile, onlar kendi niyetlerinin kahramanı olacak ve niyetlerinin mükâfatını alacaklardır. Zira bir hadis-i şerifte de ifade edildiği üzere, ameller niyetlere göredir ve herkese niyet ettiği verilecektir.1 Dolayısıyla insana fayda sağlayacak asıl faktör, niyetindeki istikamettir. Bir insanın, niyeti ve vicdan enginliği ne ise Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin ona dönüşü de buna göre olacaktır.
Mesela siz, Allah’ın izni ve inayetiyle bütün dünyayı huzura kavuşturma niyetiyle yola çıkarsınız. İmkânlar elverdikçe, şartlar müsait oldukça, gittiğiniz beldelerde uygun bir ortam oluştukça siz de yürüdüğünüz yolda âhesterevlik etmez, bilakis hızınızı daha da arttırırsınız. Fakat öyle bir zaman gelir ki yürüdüğünüz yolda bir kısım engeller önünüze çıkar ve katetmeyi hedeflediğiniz yolun ancak onda birine ulaşabilirsiniz. Fakat sizin niyetiniz onda on olduğu için, Allah’ın mükâfatı buna göre olacaktır. Böyle güzel bir âkıbete mazhar olabilmek için hak yolunda hedeflediğiniz işi gerçekleştirmede öyle samimi ve içten olmalısınız ki, “Acaba bir gün gelir de yaptığımız işler karşılığında bize de küçük çapta bir idarecilik düşer mi?” gibi düşünceler aklınızın köşesinden dahi geçmemeli. Bilakis aklınıza bu tür mülâhazalar geldiğinde bunları şeytanî birer dürtü saymalı ve hemen onlardan uzaklaşmalısınız.