Dolayısıyla eğer siz altın kâse iseniz, varsın taşlasınlar; Allah’ın izni ve inayetiyle size kimse zarar veremeyecektir.
Kur’ân-ı Kerim, وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَۤائِمٍ “Onlar kınayanın kınamasından korkmazlar.”128 buyurur ve bize böyle durumlarda sergilenecek tavrı işaret eder. Diğer taraftan başa gelen her şeyin Hazreti Mahbub’un kurbetine vesile birer imtihan olduğunun şuuruyla zâhirî sebepleri aşan bir nazarla hâdiselere bakabilmeli. Nitekim bu ufkun kahramanı asrın dertlisi, “Yirmi sekiz sene çektiğim ezâ ve cefalar ve maruz kaldığım musibetler hep helâl olsun. Bana zulmedenlere, beni kasaba kasaba dolaştıranlara, hakaret edenlere, türlü türlü ithamlarla mahkûm etmek isteyenlere, zindanlarda bana yer hazırlayanlara, hepsine hakkımı helâl ettim.”129 diyor. Kendilerini aynı yolun yolcusu bilenler de, Nesimî gibi;
demeli ve söylenen kem sözlere takılıp kalmadan ve zihinlerini onlarla meşgul etmeden bütün himmetlerini yapmaları gerekli olan işe yoğunlaştırarak hak bildikleri yolda dimdik yürümelidirler.
Hiç şüpheniz olmasın, adanmış gönüller, “Mevlâ görelim neyler, / Neylerse güzel eyler.” deyip yürüyüşlerine bu anlayışla devam ettikleri müddetçe, Allah’ın (celle celâluhu) izni ve inayetiyle, O’nun sıyanet kanatları altında hizmetlerine devam edecekler ve hiç kimse de onlara engel olamayacaktır.
114 Bkz.: 2.Samuel, 11:2-27; 12:1-16.
115 Bkz.: 1.Samuel, 24:22.
116 Bkz.: Yûnus sûresi, 10/2; Sâd sûresi, 38/4.