26Mekkî227 ayet19. cüzde başlar

Şuarâ Suresi

Sure hakkında · Suat Yıldırım

227 âyettir. Mekkî olup son dört âyeti Medine’de inmiştir. 224. âyette şairlerden bahsolunup Kur’ân’ın bir şair eseri olduğunu iddia eden muhalifler reddolunup, bununla beraber şairlerin makbul kısmının da bulunduğu kabul edilir. Bu yön üzerinde durularak sûreye Şuâra adı verilmiştir. Hz. Peygamberi takviye için Hz. ûsa, Hz. İbrahim, Hz. ûh, Hz. Hûd, Hz. Salih, Hz. Lût, Hz. Şuayb (aleyhimü’s-selâm) gibi peygamberlerin tebliğleri nakledilir. Bunlar A’raf sûresinde daha tafsilatlı geçen kıssalardır. Yalnız orada tarihî sıraya göre anılırlarken burada hikmet ve ibret icabı sıra değiştirilir. Böylece Kur’ân’ın, bazen kasden tarihî gaye değil, dinî gaye gözettiğine dikkat çekilmiş olur.

Bismillâhirrahmânirrahîm
1

طٰسٓمٓۜ

Tâ Sîn Mîm

26:1
2

تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ

Şunlar gerçekleri açıklayan kitabın âyetleridir.

Mübin: Açık, gerçekleri açıklayan, Allah’tan geldiği âşikâr ve kesin, hak ile batılı kesin olarak birbirinden ayıran anlamına gelir.

26:2
3

لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَ

Onlar iman etmiyor diye üzüntüden nerdeyse kendini yiyip tüketeceksin.

26:3
4

اِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِع۪ينَ

Eğer dileseydik onlara gökten öyle bir mûcize indirirdik ki, onun karşısında ister istemez boyun bükerlerdi.

Allah dileseydi inkâr edenlerin, imana girmelerini gerektirecek mûcizeler gösterirdi. Fakat O’nun hikmeti, insana verdiği akıl, irade gibi kabiliyetlere göre insanlık şahsiyetine yaraşan bir hürriyet vermeyi dilemiştir. Allah insanın, gerek tekvinî kainat kitabına, gerek tenzilî kitabına yerleştirdiği âyetleri inceleyerek hidâyeti kabul etmesini beklemektedir. İnsan bu imtihan dünyasında gerçeğe yönelmekle gelişme ve yükselme imkânı bulmaktadır.

26:4
5

وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمٰنِ مُحْدَثٍ اِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِض۪ينَ

(Fakat Biz bunu istemedik.) O sebeple, ne zaman onlara Rahman’dan yeni bir bildiri gelse, mutlaka ona arkalarını dönüp uzaklaşırlar.

26:5
6

فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْت۪يهِمْ اَنْبٰٓؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ

Nitekim işte bu bildiriyi de yalan saydılar, ama alay edip durdukları Kur’ân’ın bildirdiği olaylar, yakında başlarına gelince, alay etmenin ne demek olduğunu anlayacaklardır.

26:6
7

اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الْاَرْضِ كَمْ اَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ

Peki bunlar yeryüzüne, orada her güzel çiftten nice nebatlar yetiştirdiğimize hiç bakmıyorlar mı?

Aynı su ile sulanan, aynı toprakta binlerce çeşit ürünün yetişmesine dikkat edip, tesadüfe en ufak bir yer olmadığını bilmek gerekir.

26:7
8

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ

Elbette bunda alınacak ibret vardır; fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler.

26:8
9

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟

(9-11) Ama senin Rabbin azîz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir). Bir vakit de Rabbin Mûsâ’ya: “Haydi! o zulme batmış olan topluma, yani Firavun’un halkına gidip, “Hakkı inkârdan ve azgınlıktan sakınma zamanı gelmedi mi? de!” diye nida etti.

Hz. Mûsâ (a.s.)’ın durumu Hz. Muhammed (a.s.)’ın durumundan daha çetin idi. Zira o Firavun’un köleleştirdiği bir millete mensup idi. Hz. Mûsâ Firavun’un sarayında büyütülmüştü. Dünyanın en güçlü bir hükümdarını hakka dâvet etmekle görevli idi. Hz. Peygamber ise muhataplarına göre eşit konumda olup, Kureyş’in dünyevî güçleri, Firavun sultanlığı ile kıyas bile edilemezdi. İşte bu kıssa ile Kur’ân Kureyş’e ve herkese şu dersi vermek istiyor: “O zor şartlarda bile hak din galip geldi. Mekke kâfirlerinin bu dâveti engellemesi mümkün değildir.”

26:9
10

وَاِذْ نَادٰى رَبُّكَ مُوسٰٓى اَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۙ

(9-11) Ama senin Rabbin azîz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir). Bir vakit de Rabbin Mûsâ’ya: “Haydi! o zulme batmış olan topluma, yani Firavun’un halkına gidip, “Hakkı inkârdan ve azgınlıktan sakınma zamanı gelmedi mi? de!” diye nida etti.

26:10
11

قَوْمَ فِرْعَوْنَۜ اَلَا يَتَّقُونَ

(9-11) Ama senin Rabbin azîz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir). Bir vakit de Rabbin Mûsâ’ya: “Haydi! o zulme batmış olan topluma, yani Firavun’un halkına gidip, “Hakkı inkârdan ve azgınlıktan sakınma zamanı gelmedi mi? de!” diye nida etti.

26:11
12

قَالَ رَبِّ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِۜ

(12-13) “Ya Rabbî” dedi, “Korkarım ki beni yalancı sayarlar, benim de göğsüm daralır, dilim tutulur. Onun için Harun’a da risalet ver!”

26:12
13

وَيَض۪يقُ صَدْر۪ي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَان۪ي فَاَرْسِلْ اِلٰى هٰرُونَ

(12-13) “Ya Rabbî” dedi, “Korkarım ki beni yalancı sayarlar, benim de göğsüm daralır, dilim tutulur. Onun için Harun’a da risalet ver!”

26:13
14

وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِۚ

“Hem sonra onların benim aleyhimde bir suçlamaları da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden endişe ediyorum.”

26:14
15

قَالَ كَلَّاۚ فَاذْهَبَا بِاٰيَاتِنَٓا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ

“Hayır!” buyurdu, “Benim âyetlerimle gidin, Biz de sizinle beraberiz, olup bitenleri işitiriz.”

26:15
16

فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ

(16-17) Gidin o Firavun’a: “Biz Rabbülâlemin tarafından sana gönderilen elçileriz, O’ndan sana talimat getirdik: İsrailoğullarını serbest bırakacaksın, bizimle gelecekler!” deyin.

Hz. Mûsâ ile Harun’un başlıca iki görevleri vardı. 1. Firavun’u ve halkını yalnız Allah’a kulluğa çağırmak. 2. İsrailoğullarını, Firavun’un esaretinden kurtarmak. Kur’ân bazen her ikisinden (Naziat sûresinde), bazen birinden bahseder.

26:16
17

اَنْ اَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ

(16-17) Gidin o Firavun’a: “Biz Rabbülâlemin tarafından sana gönderilen elçileriz, O’ndan sana talimat getirdik: İsrailoğullarını serbest bırakacaksın, bizimle gelecekler!” deyin.

26:17
18

قَالَ اَلَمْ نُرَبِّكَ ف۪ينَا وَل۪يدًا وَلَبِثْتَ ف۪ينَا مِنْ عُمُرِكَ سِن۪ينَ

“A!” dedi, “Sen şu bebekken alıp yanımızda büyüttüğümüz çocuk değil misin? Sonra da bizim sarayımızda senelerce kalmış, ömrünün bir kısmını bizimle geçirmiştin?”

26:18
19

وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّت۪ي فَعَلْتَ وَاَنْتَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ

“Sonunda da bildiğin o işi yapmıştın. Sen doğrusu nankörün tekisin!”

(Sy 12,1)
26:19
20

قَالَ فَعَلْتُهَٓا اِذًا وَاَنَا۬ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۜ

“Ben” dedi, “yanlışlıkla, sonunda ne olacağını bilmeksizin, şaşkın bir vaziyette o işi yapmıştım.”

26:20
21

فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ ل۪ي رَبّ۪ي حُكْمًا وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ

“Sizden korktuğum için de kaçmıştım. Ama Rabbim bana hüküm ve hikmet verdi ve beni peygamberler arasına dahil etti.”

26:21
22

وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ اَنْ عَبَّدْتَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ

“O başıma kaktığın iyilik ise, İsrailoğullarını köleleştirmenin bir sonucu değil miydi?”

26:22
23

قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَم۪ينَ

Firavun: “Sahi, şu bahsettiğin Rabbülâlemin de ne?” dedi.

Firavun, Rabbülâlemin’in mahiyetini soruyor. Bir şeyin mahiyeti ise, benzerleri ile ortak olduğu genel gerçektir. “Onun türü veya cinsi nedir?” diye sormuş oluyor. Allah Teâlanın benzeri olmadığından Hz. Mûsâ (a.s.) cevabında üslub-i hakîm tarzını seçip, yalnız, Rabbülâlemin’in ismini kavram mânasıyla düşündürmek üzere, âlemini tefsir ederek “göklerin ve yerin Rabbi” diyor.

26:23
24

قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ

“Eğer işin gerçeğini bilmek isterseniz söyleyeyim: O, göklerin, yerin ve ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir.”

26:24
25

قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُٓ اَلَا تَسْتَمِعُونَ

Firavun alaycı bir şekilde çevresindekilere: “Bu adamın dediklerini işittiniz değil mi? (Aklısıra cevap veriyor!)”

26:25
26

قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ

Mûsâ onu hiç duymamış gibi sözüne devam ederek: “O sizin de, sizden önceki babalarınızın da Rabbidir.”

26:26
27

قَالَ اِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذ۪ٓي اُرْسِلَ اِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ

Firavun: “Dikkat edin! Size gönderilen bu elçi kesinlikle bir deli!”

26:27
28

قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ

Mûsâ: “O doğunun da, batının da, doğu ile batı arasındaki her şeyin de Rabbidir. Aklınız varsa bunu anlarsınız!”

26:28
29

قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ اِلٰهًا غَيْر۪ي لَاَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُون۪ينَ

Firavun, Mûsâ’ya cevaben: “Eğer benden başka tanrı kabul edersen mutlaka seni zindanlık ederim!” dedi.

26:29
30

قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُب۪ينٍ

“Ya” dedi, “Sana doğruluğumu ispatlayan âşikâr bir delil getirmiş olsam da mı?”

26:30
31

قَالَ فَأْتِ بِه۪ٓ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ

“Haydi, dedi, doğru söylüyorsan, göster o belgeni de görelim!”

26:31
32

فَاَلْقٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُب۪ينٌۚ

Bunun üzerine Mûsa asâsını yere attı. Bir de ne görsünler: Değnek her haliyle tam bir ejderha oluvermiş!

26:32
33

وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِيَ بَيْضَٓاءُ لِلنَّاظِر۪ينَ۟

Bir de elini koynundan çıkardı ki bakanların gözlerini kamaştıracak kadar parlak mı parlak!

26:33
34

قَالَ لِلْمَلَاِ حَوْلَهُٓ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَل۪يمٌۙ

Firavun etrafındakilere: “Bu adam, dedi, galiba usta bir sihirbaz!”

26:34
35

يُر۪يدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِه۪ۗ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

“Büyü gücü ile sizi yerinizden yurdunuzdan çıkarmak istiyor, ne buyurursunuz, görüşünüzü bildirin!”

26:35
36

قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ

(36-37) “Bunu ve kardeşini biraz burada beklet, bütün şehirlere haber gönder, sonra ne kadar usta sihirbaz varsa alıp gelsinler!” dediler.

26:36
37

يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَل۪يمٍ

(36-37) “Bunu ve kardeşini biraz burada beklet, bütün şehirlere haber gönder, sonra ne kadar usta sihirbaz varsa alıp gelsinler!” dediler.

26:37
38

فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِم۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍۙ

Böylece belirlenen günde bütün usta büyücüler toplandı.

26:38
39

وَق۪يلَ لِلنَّاسِ هَلْ اَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَۙ

(39-40) Halka da: “Haydi ne duruyorsunuz, siz de toplansanıza!” “Umarız büyücüler galip gelirler, biz de onlaın dinâbi oluruz!” denildi.

Bu büyücüler, büyünün önemli bir rol oynaığı Amon kültünün resmî rahipleriydiler. Dolayısıyla, onların Hz. Mûsâ’ya galebe çalmaları devlet dininin halkın gözünde önemini pekiştirecekti. Onların ana gayeleri, Mûsâ’ya tâbi olmama idi. Yoksa gerçekte sihirbazların dinlerine de tâbi olma gayeleri yoktu. Büyücülere moral vermek ve onları tam gayrete getirmek için: “Haydi görelim sizi! Galip gelin de biz de sizin dininize girelim” diye teşcî ediyorlardı. Bu sözü kinaye kabilinden söylemişlerdi.

26:39
40

لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ اِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَ

(39-40) Halka da: “Haydi ne duruyorsunuz, siz de toplansanıza!” “Umarız büyücüler galip gelirler, biz de onlaın dinâbi oluruz!” denildi.

26:40
41

فَلَمَّا جَٓاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ اَئِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِب۪ينَ

Büyücüler Firavunun huzuruna varınca ona: “Biz galip gelirsek, elbet bize büyük bir ödül verilir herhâlde!” dediler.

26:41
42

قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ اِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ

“Evet, evet! dedi, Üstelik, sizi yakın çevreme alacağım, benim gözdelerimden olacaksınız.”

26:42
43

قَالَ لَهُمْ مُوسٰٓى اَلْقُوا مَٓا اَنْتُمْ مُلْقُونَ

Yarışma başlayınca Mûsa: “Önce siz marifetinizi ortaya koyun, ne atacaksanız atın!” dedi.

26:43
44

فَاَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ اِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ

İplerini ve değneklerini yere attılar ve: “Firavun’un izzetine yemin ederiz ki galip gelen biz olacağız” dediler.

26:44
45

فَاَلْقٰى مُوسٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَۚ

Derken Mûsâ da değneğini yere attı; bir de ne görsünler: O, büyücülerin göz boyayarak uydurup ortaya koydukları şeyleri yutuveriyor!

26:45
46

فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۙ

Bunu gören sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.

26:46
47

قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ

(47-48) “Rabbülâlemin’e, Mûsâ ile Harun’un Rabbine biz de iman ettik.” dediler.

26:47
48

رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ

(47-48) “Rabbülâlemin’e, Mûsâ ile Harun’un Rabbine biz de iman ettik.” dediler.

26:48
49

قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۚ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَۜ لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَع۪ينَ

Firavun: “Demek ben size izin vermeden ona inandınız ha! Anlaşıldı: Size büyüyü öğreten ustanız oymuş! Size yapacağımı da yakında öğreneceksiniz. Farklı yönlerden olmak üzere el ve ayaklarınızı kesecek ve hepinizi asacağım!”

26:49
50

قَالُوا لَا ضَيْرَۘ اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ

“Hiç önemi yok!” dediler, “Biz zaten Rabbimize döneceğiz!”

26:50
51

اِنَّا نَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَٓا اَنْ كُنَّٓا اَوَّلَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ۟

“İman edenlerin öncüleri olduğumuzdan ötürü umarız ki Rabbimiz günahlarımızı affeder.”

26:51
52

وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ٓي اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ

Mûsâ’ya da: “Mümin kullarımı geceden yola çıkar; zira siz mutlaka takip edileceksiniz!” diye vahyettik.

26:52
53

فَاَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۚ

Firavun ise onları takip etmek gayesiyle, bütün şehirlere asker toplamak üzere görevliler çıkardı.

26:53
54

اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَل۪يلُونَۙ

“Esasen bunlar çok küçük, sefil bir gruptur.

26:54
55

وَاِنَّهُمْ لَنَا لَغَٓائِظُونَۙ

Fakat bize karşı kızgın olup diş bilemektedirler.

26:55
56

وَاِنَّا لَجَم۪يعٌ حَاذِرُونَۜ

Biz de elbette uyanık, tedbirli bir topluluğuz.” diyordu.

26:56
57

فَاَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ

(57-58) Ama neticede Biz onları bahçelerinden ve pınarlarından, hazinelerinden, servetlerinden ve kendilerince çok değerli makam ve mevkilerinden çıkardık.

26:57
58

وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَر۪يمٍۙ

(57-58) Ama neticede Biz onları bahçelerinden ve pınarlarından, hazinelerinden, servetlerinden ve kendilerince çok değerli makam ve mevkilerinden çıkardık.

26:58
59

كَذٰلِكَۜ وَاَوْرَثْنَاهَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۚ

Bu olay böylece tamamlandı. Bahsedilen bütün o nimetlere İsrailoğullarını mirasçı yaptık.

Bu ara cümle 7,137’de atıfta bulunulan, İsrailoğullarının Mısır’daki sefalet günlerinden sonra Filistin’de kavuşacakları bolluk ve ikbal günlerine işaret etmektedir.

26:59
60

فَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِق۪ينَ

(Takip kıssasına dönelim) Güneş doğup ortalığı aydınlatırken Firavun’un ordusu onları takibe koyuldu.

26:60
61

فَلَمَّا تَرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ

İki topöreşınca Mûsâ’nın arşlaı: “Eyşti” de

26:61
62

قَالَ كَلَّاۚ اِنَّ مَعِيَ رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ

“Haır, asla!” dedi, “Rabş yoös”

26:62
63

فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظ۪يمِۚ

Biz Mûsâ’ya: “Asânı de” di Vuılı, öydor gibi açılan yoınüyük dağlar giük

26:63
64

وَاَزْلَفْنَا ثَمَّ الْاٰخَر۪ينَۚ

(64-66) Öteri (Fira’un orştırık. Mûsâ’yı ve beraık. Öbürğduk.

26:64
65

وَاَنْجَيْنَا مُوسٰى وَمَنْ مَعَهُٓ اَجْمَع۪ينَۚ

(64-66) Öteri (Fira’un orştırık. Mûsâ’yı ve beraık. Öbürğduk.

26:65
66

ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَۜ

(64-66) Öteri (Fira’un orştırık. Mûsâ’yı ve beraık. Öbürğduk.

26:66
67

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ

Elbetda alınaret vardır, fakat onın ekret alıp da iman et

26:67
68

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟

Ama Sehimdir (mutş mermet sahi

26:68
69

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ

Onİbhim’in başınçen

26:69
70

اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا تَعْبُدُونَ

Günün bide o babaına ve halına hiben: “Söyler misiıyorsunuz?” de

26:70
71

قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِف۪ينَ

On“Kendi putlaımıza iba” deve ettiler: “Onğiz!”

26:71
72

قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَۙ

(72-73) “Pe” dedi, “Siz kenğinizde onlar sişiı? Yaınızınızı?

26:72
73

اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ

(72-73) “Pe” dedi, “Siz kenğinizde onlar sişiı? Yaınızınızı?

26:73
74

قَالُوا بَلْ وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ

“Yook!” deler, “ama ataımızı böyma için”

26:74
75

قَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ

(75-76) İb“Peınız, geçmiş baınızın tapıeyınün

26:75
76

اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُ الْاَقْدَمُونَ

(75-76) İb“Peınız, geçmiş baınızın tapıeyınün

26:76
77

فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ ل۪ٓي اِلَّا رَبَّ الْعَالَم۪ينَۙ

Biığınız o tanrılar, Rabülâleç, hepüşmanımır.

Kur’ân’ın, Hz. İbâhim (a.s.)’ın tevhid inanına fazla yer verti şuİbâhim’in dinine mensup olmakla öğünüyorı. Öte yanırisönüsü olğuri sürüyorı. Kur’ân bütün onşuİbâhim’in dini, şim’ın siği İsâm diniç içinni, vataını ve milâh Filis’de, gâh Hicaz’da gâh Mısır’da sürün haı yaşaıştı.

26:77
78

اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ

O’dur beânını veren, maddeânen yol gös

26:78
79

وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ

O’dur beni doyuran, O’dur beni içi

26:79
80

وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ينِۖ

Hasımda O’dur başi

26:80
81

وَالَّذ۪ي يُم۪يتُن۪ي ثُمَّ يُحْي۪ينِۙ

O’dur beni ölürera da diril

Alı yaıp kendi haliırakıştır. Onun vücudunu devamlı sute geliştirme, her türü ihçlaını karşılama işlene almıştır. Yüce Yaıcı buöyme bağlaıştır ki inın bu kaübemi güzelce farketmekâyıkıymaktaır.

26:81
82

وَالَّذ۪ٓي اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ ل۪ي خَط۪ٓيـَٔت۪ي يَوْمَ الدّ۪ينِۜ

Büyük hesap günü günahlaımı bağışlağını umğum ulu Rabne O’dur.

26:82
83

رَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ

Ya Rabî! Bana hikni hayırı kulın araına dahil eyle!

26:83
84

وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِر۪ينَۙ

Geleçinırakı, hayırla anılı nasib eyle bana.

26:84
85

وَاجْعَلْن۪ي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّع۪يمِۙ

Naim cennetâris olanî.

26:85
86

وَاغْفِرْ لِاَب۪ٓي اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۙ

Baı da affet, (ona tövbe ve iman nasib et). Zira o yoluşaşıranında.

26:86
87

وَلَا تُخْزِن۪ي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ

İnın dirilımahşer günü rüsme beni ya Rabî.

26:87
88

يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ

O gün ki ne mal, ne mülk, ne evlat insa

26:88
89

اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ

O gün insağlaşey, Allah’a teslim etği seönül olur.

26:89
90

وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَۙ

O gün cennet mütştırılır.

26:90
91

وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِلْغَاو۪ينَۙ

O gün cehennem azınös

26:91
92

وَق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ

(92-93) Ve onra: “Ne’tan başka tapıkınız? Siım edeı, kenı?” de

26:92
93

مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ اَوْ يَنْتَصِرُونَۜ

(92-93) Ve onra: “Ne’tan başka tapıkınız? Siım edeı, kenı?” de

26:93
94

فَكُبْكِبُوا ف۪يهَا هُمْ وَالْغَاوُ۫نَۙ

(94-95) Arından onlar da, o azgınûn İblis orduhenneme fırılır.

26:94
95

وَجُنُودُ اِبْل۪يسَ اَجْمَعُونَۜ

(94-95) Arından onlar da, o azgınûn İblis orduhenneme fırılır.

26:95
96

قَالُوا وَهُمْ ف۪يهَا يَخْتَصِمُونَۙ

(96-102) Orada putıyçeşirken şöyle derler “Valıkık içinde imişiz!” “Çünü biz siülâlezi saptıranlar da, o müc “Şimdi artık ne şeçizim, ne candan bir dos” “Ah! Ne olurân olsa da dünönüminık!”

Sice anlaşılızeâyet, kâfirler lehindeşedetmeküminınşeati inkâr edenâyeti ileri sürçer

26:96
97

تَاللّٰهِ اِنْ كُنَّا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ

(96-102) Orada putıyçeşirken şöyle derler “Valıkık içinde imişiz!” “Çünü biz siülâlezi saptıranlar da, o müc “Şimdi artık ne şeçizim, ne candan bir dos” “Ah! Ne olurân olsa da dünönüminık!”

26:97
98

اِذْ نُسَوّ۪يكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ

(96-102) Orada putıyçeşirken şöyle derler “Valıkık içinde imişiz!” “Çünü biz siülâlezi saptıranlar da, o müc “Şimdi artık ne şeçizim, ne candan bir dos” “Ah! Ne olurân olsa da dünönüminık!”

26:98
99

وَمَٓا اَضَلَّنَٓا اِلَّا الْمُجْرِمُونَ

(96-102) Orada putıyçeşirken şöyle derler “Valıkık içinde imişiz!” “Çünü biz siülâlezi saptıranlar da, o müc “Şimdi artık ne şeçizim, ne candan bir dos” “Ah! Ne olurân olsa da dünönüminık!”

26:99
100

فَمَا لَنَا مِنْ شَافِع۪ينَۙ

(96-102) Orada putıyçeşirken şöyle derler “Valıkık içinde imişiz!” “Çünü biz siülâlezi saptıranlar da, o müc “Şimdi artık ne şeçizim, ne candan bir dos” “Ah! Ne olurân olsa da dünönüminık!”

26:100
101

وَلَا صَد۪يقٍ حَم۪يمٍ

(96-102) Orada putıyçeşirken şöyle derler “Valıkık içinde imişiz!” “Çünü biz siülâlezi saptıranlar da, o müc “Şimdi artık ne şeçizim, ne candan bir dos” “Ah! Ne olurân olsa da dünönüminık!”

26:101
102

فَلَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ

(96-102) Orada putıyçeşirken şöyle derler “Valıkık içinde imişiz!” “Çünü biz siülâlezi saptıranlar da, o müc “Şimdi artık ne şeçizim, ne candan bir dos” “Ah! Ne olurân olsa da dünönüminık!”

26:102
103

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ

Elbetda alınaret vardır; faın ekret alıp da iman et

26:103
104

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟

Ama seîmş mermet sahi

26:104
105

كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ

Nûh’un halkı da gönlen resulleı sayı.

26:105
106

اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

Karşleûh onlaşöyle demişti: “Hâlâ inâr ve isınısınız?

26:106
107

اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ

Bize gönş güveçi

26:107
108

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ

Öyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin!

26:108
109

وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ

Bu hizten ötürü sizden hiçbir ücücülâleîn’dir.

26:109
110

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۜ

Haydi öy’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin!.”

26:110
111

قَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْاَرْذَلُونَۜ

“A!” deler, “Seımından olını göre göre saızı naıl beklersin?”

26:111
112

قَالَ وَمَا عِلْم۪ي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ

(112-113) Nûh: “Onın daha önıkı hakın Siıcık bir şuı biın hesaı an

26:112
113

اِنْ حِسَابُهُمْ اِلَّا عَلٰى رَبّ۪ي لَوْ تَشْعُرُونَۚ

(112-113) Nûh: “Onın daha önıkı hakın Siıcık bir şuı biın hesaı an

26:113
114

وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ

(114-115) Ben iman edenri asla koçıkça uyaçi”

26:114
115

اِنْ اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۜ

(114-115) Ben iman edenri asla koçıkça uyaçi”

26:115
116

قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُوم۪ينَۜ

Onlar: “Nûh! Bizi dinle! Eğer bu dâvaçmezşa tuın!” dediler.

Merûm’un iki anı olabişlanış, recm edilş. 2. Her taış, lânetş. Buâna da geçer

26:116
117

قَالَ رَبِّ اِنَّ قَوْم۪ي كَذَّبُونِۚ

(117-118) Nûh: “Ya Rabî, deım beı sayı. Arık bele onlar araınükünü Sen ver, beüminlas eyle ya Rabî!”

26:117
118

فَافْتَحْ بَيْن۪ي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّن۪ي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ

(117-118) Nûh: “Ya Rabî, deım beı sayı. Arık bele onlar araınükünü Sen ver, beüminlas eyle ya Rabî!”

26:118
119

فَاَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۚ

Hülaınükle dolu gemi içinık.

26:119
120

ثُمَّ اَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاق۪ينَۜ

Sonra diğerlerini de boğuverdik.

26:120
121

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ

Elbetda alınaret var, faın ekıp da iman et

26:121
122

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟

Ama Seîmş mermet sahi

26:122
123

كَذَّبَتْ عَادٌۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ

Âd halkı da resulleı sayı.

26:123
124

اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ هُودٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

(124-127) Karşleûd onlaşöyle dedi: “Hâlâ inâr ve isınısınız? Bize gönş güveçi Öyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizten ötürü sizden hiç bir üc Beücülâle’dir.

26:124
125

اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ

(124-127) Karşleûd onlaşöyle dedi: “Hâlâ inâr ve isınısınız? Bize gönş güveçi Öyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizten ötürü sizden hiç bir üc Beücülâle’dir.

26:125
126

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ

(124-127) Karşleûd onlaşöyle dedi: “Hâlâ inâr ve isınısınız? Bize gönş güveçi Öyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizten ötürü sizden hiç bir üc Beücülâle’dir.

26:126
127

وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ

(124-127) Karşleûd onlaşöyle dedi: “Hâlâ inâr ve isınısınız? Bize gönş güveçi Öyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizten ötürü sizden hiç bir üc Beücülâle’dir.

26:127
128

اَتَبْنُونَ بِكُلِّ ر۪يعٍ اٰيَةً تَعْبَثُونَۙ

(128-130) Siz her yol üzeçenşaşırtçin bir alaıp saçma saşeyle mi uğraşırınız? O muazılaı dünda ebedî kalle mi inşa edi Başkaının hukuşı hiç sınır taımaöyle zorbaık mı yaınız?

Hz. Hud o biın sace plan, sayı ve ihşamına değil, ayı zaı yaılaın o milleâk, külür ve meti üzeın etkiş olu

26:128
129

وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَۚ

(128-130) Siz her yol üzeçenşaşırtçin bir alaıp saçma saşeyle mi uğraşırınız? O muazılaı dünda ebedî kalle mi inşa edi Başkaının hukuşı hiç sınır taımaöyle zorbaık mı yaınız?

26:129
130

وَاِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّار۪ينَۚ

(128-130) Siz her yol üzeçenşaşırtçin bir alaıp saçma saşeyle mi uğraşırınız? O muazılaı dünda ebedî kalle mi inşa edi Başkaının hukuşı hiç sınır taımaöyle zorbaık mı yaınız?

26:130
131

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ

(131-135) Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Siğiren, size davarlar ve ev bağ ve bahçeler, pınarütden o Rabbişı gelmekten sakının. Mütş bir günün azaının tepeze ineceğinçekten endişe edi”

26:131
132

وَاتَّقُوا الَّذ۪ٓي اَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَۚ

(131-135) Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Siğiren, size davarlar ve ev bağ ve bahçeler, pınarütden o Rabbişı gelmekten sakının. Mütş bir günün azaının tepeze ineceğinçekten endişe edi”

26:132
133

اَمَدَّكُمْ بِاَنْعَامٍ وَبَن۪ينَۙ

(131-135) Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Siğiren, size davarlar ve ev bağ ve bahçeler, pınarütden o Rabbişı gelmekten sakının. Mütş bir günün azaının tepeze ineceğinçekten endişe edi”

26:133
134

وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ

(131-135) Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Siğiren, size davarlar ve ev bağ ve bahçeler, pınarütden o Rabbişı gelmekten sakının. Mütş bir günün azaının tepeze ineceğinçekten endişe edi”

26:134
135

اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍۜ

(131-135) Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Siğiren, size davarlar ve ev bağ ve bahçeler, pınarütden o Rabbişı gelmekten sakının. Mütş bir günün azaının tepeze ineceğinçekten endişe edi”

26:135
136

قَالُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَوَعَظْتَ اَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظ۪ينَۙ

(136-138) “Sen” deler, “Ha böyhat etmiş, ha etmeşsin, bize göre hep Biğuönımızın sürüp geâdetleşka bir şey değil Biz bunötürü de cezaırılağiliz!”

26:136
137

اِنْ هٰذَٓا اِلَّا خُلُقُ الْاَوَّل۪ينَۙ

(136-138) “Sen” deler, “Ha böyhat etmiş, ha etmeşsin, bize göre hep Biğuönımızın sürüp geâdetleşka bir şey değil Biz bunötürü de cezaırılağiliz!”

26:137
138

وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَۚ

(136-138) “Sen” deler, “Ha böyhat etmiş, ha etmeşsin, bize göre hep Biğuönımızın sürüp geâdetleşka bir şey değil Biz bunötürü de cezaırılağiliz!”

26:138
139

فَكَذَّبُوهُ فَاَهْلَكْنَاهُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ

Neı sayılar, Biz de onı imha ettik. Elbetınaret var, faın ekret alıp da iman et

26:139
140

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟

Ama Sehimdir (mutş mermet sahi

26:140
141

كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَل۪ينَۚ

Semud halkı da resulleı sayı.

26:141
142

اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ صَالِحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

(142-145) Karşleri Salih onşöyle dedi: “Hâlâ inâr ve isınısınız? Bize gönş güveçi Öyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizten dolaı sizden hiçbir üc Beücülâle’dir.

26:142
143

اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ

(142-145) Karşleri Salih onşöyle dedi: “Hâlâ inâr ve isınısınız? Bize gönş güveçi Öyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizten dolaı sizden hiçbir üc Beücülâle’dir.

26:143
144

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ

(142-145) Karşleri Salih onşöyle dedi: “Hâlâ inâr ve isınısınız? Bize gönş güveçi Öyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizten dolaı sizden hiçbir üc Beücülâle’dir.

26:144
145

وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ

(142-145) Karşleri Salih onşöyle dedi: “Hâlâ inâr ve isınısınız? Bize gönş güveçi Öyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizten dolaı sizden hiçbir üc Beücülâle’dir.

26:145
146

اَتُتْرَكُونَ ف۪ي مَا هٰهُنَٓا اٰمِن۪ينَۙ

Siz buüven içindi rahaınıza bıraılağınızı mı saıyor

26:146
147

ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ

(147-148) Bağlarçeınarın başınler, bosı kırılaükü salımı sarkan hurmaıkçin devamlı kağınızı mı saıyor

26:147
148

وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَض۪يمٌۚ

(147-148) Bağlarçeınarın başınler, bosı kırılaükü salımı sarkan hurmaıkçin devamlı kağınızı mı saıyor

26:148
149

وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِه۪ينَۚ

Böyle dününüz için mi dağlarda ince bir sari lüks vil

Hiın kude Tebük ciında Hicr dağının baı yaçlaında Seluın kaı mesçeılar, yükık ve dünî kudşaüyük emek ürünüdürınılaı bu gün de görüleım hayvan figürüsü bu yaılar, koşuçada Medaırılır.

26:149
150

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ

(150-152) Arık Al’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Saın işi gücü dünda fesat çıkaıp niı boz düzeltçin ise hiç bir gaydi aşanın istekın.

26:150
151

وَلَا تُط۪يعُٓوا اَمْرَ الْمُسْرِف۪ينَۙ

(150-152) Arık Al’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Saın işi gücü dünda fesat çıkaıp niı boz düzeltçin ise hiç bir gaydi aşanın istekın.

26:151
152

اَلَّذ۪ينَ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

(150-152) Arık Al’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Saın işi gücü dünda fesat çıkaıp niı boz düzeltçin ise hiç bir gaydi aşanın istekın.

26:152
153

قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّر۪ينَۚ

(153-154) “Sen” deler, “bir siılışlar Hem bize hiçbir üsünün yok, biın. Yok eğer böyle değil de, idda doğru isen mûcize gös”

26:153
154

مَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۚ فَأْتِ بِاٰيَةٍ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ

(153-154) “Sen” deler, “bir siılışlar Hem bize hiçbir üsünün yok, biın. Yok eğer böyle değil de, idda doğru isen mûcize gös”

26:154
155

قَالَ هٰذِه۪ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍۚ

(155-156) Sa“İşte mûcişu dişi deve! Nöbetşe olaçme sıraı, beünde de sizin içme sıraız ol Saın ona kötülük edeyim deütş bir günün azaı basırıve” de

26:155
156

وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ

(155-156) Sa“İşte mûcişu dişi deve! Nöbetşe olaçme sıraı, beünde de sizin içme sıraız ol Saın ona kötülük edeyim deütş bir günün azaı basırıve” de

26:156
157

فَعَقَرُوهَا فَاَصْبَحُوا نَادِم۪ينَۙ

Derveğazılar, ama çok geçmeıkına pişman ol

26:157
158

فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ

Çünü bilı basırıver Elbetda alınaret vardı. Fakat onın ekıp da iman et

Semud halkınünümüze ulaşan taî kaınılar varır. Hicr deölde (Mediük araınınılar araınır. Bu kuı Devî kaçin’in mûciî deçtiği kuğu bil aden, mütş zelçaınısı etği anlaşılmaktaır (Tefhim). Hicr’deınılaın benzerÜrün’de Petra bölde de vardır. Baı şarçılar Kur’ân hakında şüpırçin Hicr’deın Semud’a değil, Nabatılağuılar, Semud halkınöğre’atı mükemmel duruştırış olabi

26:158
159

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟

Ama seîmş mermet sahi

26:159
160

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ

Lût halkı da elçileri yalancı saydı.

26:160
161

اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ لُوطٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

(161-164) Kardeşleri Lût onlara şöyle dedi: “Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemin'dir.

26:161
162

اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ

(161-164) Kardeşleri Lût onlara şöyle dedi: “Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemin'dir.

26:162
163

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ

(161-164) Kardeşleri Lût onlara şöyle dedi: “Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemin'dir.

26:163
164

وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ

(161-164) Kardeşleri Lût onlara şöyle dedi: “Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemin'dir.

26:164
165

اَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَم۪ينَۙ

(165-166) Neden siz bütün insanlardan sadece erkeklere şehvetle varıyorsunuz? Neden Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıp da bu işi yapıyorsunuz? Siz hakikaten iyice azmış bir toplumsunuz!”

26:165
166

وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ

(165-166) Neden siz bütün insanlardan sadece erkeklere şehvetle varıyorsunuz? Neden Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıp da bu işi yapıyorsunuz? Siz hakikaten iyice azmış bir toplumsunuz!”

26:166
167

قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا لُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَج۪ينَ

“Bizi dinle Lût!” dediler, “Bu söylediklerine son vermezsen mutlaka yurt dışına sürüleceksin!

26:167
168

قَالَ اِنّ۪ي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَال۪ينَۜ

(168-169) “Ben” dedi, “Sizin yaptığınız bu işten nefret ediyorum. Beni ve bana tâbi olanları, onların yaptıkları kötülüğün cezasından ve onların her türlü şerrinden Sen kurtar ya Rabbi!”

26:168
169

رَبِّ نَجِّن۪ي وَاَهْل۪ي مِمَّا يَعْمَلُونَ

(168-169) “Ben” dedi, “Sizin yaptığınız bu işten nefret ediyorum. Beni ve bana tâbi olanları, onların yaptıkları kötülüğün cezasından ve onların her türlü şerrinden Sen kurtar ya Rabbi!”

26:169
170

فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ

Biz de onu ve ona uyanları tamamen kurtardık.

26:170
171

اِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِر۪ينَۚ

Yalnız bir koca karı geride kalıp helâk edilenler arasında oldu.

26:171
172

ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَۚ

Sonra geridekileri hep imhâ ettik.

Lut halkının başına inen azap Tevrat’ta ve antik dönemden kalan eserlerde de yer alır. Ayrıca, bazı tarihî ve arkeolojik araştırmalar da olayı tesbit etmektedir. Olay Lût Gölü (Ölü Deniz) civarında, m. ö. yaklaşık 1900 sıralarında vaki olmuştur. Bu vadide Lût kavminin yaşadığı Sodom şehrinin yanısıra Gomore, Adma, Zebuyem kentleri de vardı.

26:172
173

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًاۚ فَسَٓاءَ مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ

Üzerlerine öyle helâk eden bir yağmur yağdırdık ki sorma! Uyarılanların başına yağan musîbet ne fena idi!

26:173
174

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ

Elbette bunda alınacak ibret vardır. Fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler.

26:174
175

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟

Ama senin Rabbin aziz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).

26:175
176

كَذَّبَ اَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِ الْمُرْسَل۪ينَۚ

Eyke halkı da resulleri yalancı saydı.

Eyke ile Medyen bazı müfessirlere göre aynı, bazılarına göre ise iki ayrı kavim idi. Muhtemelen bunlar aynı ırkın iki kolu idiler. Hz. İbrâhim’in oğlu Medyen’e nisbet edilen bu halk, Hicaz’ın kuzeyinden itibaren Filistin’in güneyine kadar çeşitli yerleşim merkezleri kurmuşlardı.

26:176
177

اِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

(177-180) Şuayb onlara şöyle dedi: “Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülâlemin’dir.”

26:177
178

اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ

(177-180) Şuayb onlara şöyle dedi: “Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülâlemin’dir.”

26:178
179

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ

(177-180) Şuayb onlara şöyle dedi: “Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülâlemin’dir.”

26:179
180

وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ

(177-180) Şuayb onlara şöyle dedi: “Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülâlemin’dir.”

26:180
181

اَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِر۪ينَۚ

Ölçeği, tam ölçün de eksik ölçüp hak yiyenlerden olmayın!

26:181
182

وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَق۪يمِۚ

(182-183) Doğru terazi ile tartın, halkın hakkından bir şey kısmayın! Ülkede bozgunculuk yaparak nizamı bozmayın!

26:182
183

وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَۚ

(182-183) Doğru terazi ile tartın, halkın hakkından bir şey kısmayın! Ülkede bozgunculuk yaparak nizamı bozmayın!

26:183
184

وَاتَّقُوا الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْاَوَّل۪ينَۜ

“Sizi de sizden önceki nesilleri de yaratan Rabbinize karşı gelmekten sakının.”

26:184
185

قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّر۪ينَۙ

“Sen” dediler, “Bir sihirin etkisine kapılmışsın.

26:185
186

وَمَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَاِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَۚ

Bize hiç bir üstünlüğün yok, sen de bizim gibi bir insansın. Doğrusu, biz seni yalancılardan sanıyoruz.

26:186
187

فَاَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِنَ السَّمَٓاءِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَۜ

Eğer peygamberlik iddiasında doğru isen haydi gökten üstümüze bir parça düşür, üstümüze azap indir!”

26:187
188

قَالَ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ

Şuayb: “Rabbim sizin yaptıklarınızı çok iyi biliyor.” dedi.

26:188
189

فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِۜ اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ

Hasılı onu yalancı saydılar. Bunun üzerine o gölge gününün azabı onları bastırıverdi. Gerçekten o, müthiş bir günün azabı idi.

Rivayete göre Allah onlara yedi gün ve sekiz gece süren şiddetli bir sıcak verdi. Evlere sığınıp, sonra ovaya çıkmaya mecbur kaldılar. Gölgeleyen bir bulutun altında toplandılar. O gölgelik bir ateş halinde üzerlerine düşüp hepsini yiyip bitirdi.

26:189
190

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ

Elbette bunda alınacak ibret vardır. Fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler.

26:190
191

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟

Ama Senin Rabbin aziz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş rahmet sahibidir).

26:191
192

وَاِنَّهُ لَتَنْز۪يلُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ

Elbette bu Kur’ân, Rabbülâlemin’in indirdiği bir kitaptır.

26:192
193

نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْاَم۪ينُۙ

(193-195) Onu Rûhu’l-emin, uyaran nebîlerden olman için, senin kalbine açık ve vazıh bir Arapça ile indirmiştir.

26:193
194

عَلٰى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِر۪ينَۙ

(193-195) Onu Rûhu’l-emin, uyaran nebîlerden olman için, senin kalbine açık ve vazıh bir Arapça ile indirmiştir.

26:194
195

بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُب۪ينٍۜ

(193-195) Onu Rûhu’l-emin, uyaran nebîlerden olman için, senin kalbine açık ve vazıh bir Arapça ile indirmiştir.

26:195
196

وَاِنَّهُ لَف۪ي زُبُرِ الْاَوَّل۪ينَ

Bu Kur’ân’a, elbette öncekilerin kitaplarında da işaret edilmişti.

Maksat şudur: “Bu zikir, bu vahiy ve bu ilahî emirler, daha önce gönderilmiş ilahî kitaplarda da vardır. Bunların hiçbiri ilk olarak Kur’ân’da yer almış değildir.

26:196
197

اَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ اٰيَةً اَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمٰٓؤُ۬ا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ

İsrailoğullarından bilginlerin onu bilmeleri, onlar için bir delil değil midir?

26:197
198

وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلٰى بَعْضِ الْاَعْجَم۪ينَۙ

(198-199) Eğer Biz Kur’ân’ı Arap olmayanlardan birine indirseydik de onu kendilerine okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.

Hz. Peygamberin karşılaştığı inatçı inkârın bir şekli de şu idi: “O’nun getirdiği mesaj Arapçadır. Kendisi de Arap olduğu için bunu kendisinin hazırladığı söylenebilir. Şayet kendisinin de, bizim de bilmediğimiz bir dilden olsaydı ona inanabilirdik.” Oysa Allah onların dediği gibi yapsaydı, bu sefer şöyle diyeceklerdi. “Bu yabancıyı cin tutmuş! Başka izahı yok!” Allah Teâlâ onlara cevaben kolaylıkla anlamaları için kendi dillerinde gönderildiğini bildirmiştir . Fakat onlar bunu anlamazlıktan gelmişlerdir.

Aslında Arapça dışında bir dil ile gönderilseydi, yine onlar: “Şu tuhaflığa bakın: Arap milletinden bir resul gönderilmiş, ama ona öyle bir mesaj verilmiş ki ne kendisi anlıyor, ne de halkı!” (Krş. 41,44). Allah onların çaresizlik içindeki son bahanelerini, daha doğrusu sayıklamalarını da cevaplandırmıştır: “Vahyi gökten kâğıtlar halinde indirsek, onlar da elleriyle tutsalar dahi bu sefer de: “Bu bir büyüden ibaret, gerçek olamaz!” derlerdi.

26:198
199

فَقَرَاَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ مُؤْمِن۪ينَۜ

(198-199) Eğer Biz Kur’ân’ı Arap olmayanlardan birine indirseydik de onu kendilerine okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.

26:199
200

كَذٰلِكَ سَلَكْنَاهُ ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَۜ

(200-201) İşte aynen bunun gibi, Biz o yalanlamayı suçlu kâfirlerin kalplerine öyle bir soktuk ki, o can yakıcı azaba girmedikçe ona iman etmezler.

26:200
201

لَا يُؤْمِنُونَ بِه۪ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۙ

(200-201) İşte aynen bunun gibi, Biz o yalanlamayı suçlu kâfirlerin kalplerine öyle bir soktuk ki, o can yakıcı azaba girmedikçe ona iman etmezler.

26:201
202

فَيَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ

İşte bu azap, kendilerine ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar.

26:202
203

فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَۜ

İşte o zaman: “Acaba, bize, azıcık olsun, bir mühlet verilir mi” derler.

26:203
204

اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

Hâlâ, onlar Bizim azabımızın çarçabuk gelmesini mi istiyorlar.

26:204
205

اَفَرَاَيْتَ اِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِن۪ينَۙ

(205-207) Ne dersin: Onları yıllarca yaşatsak da, sonra tehdit edildikleri o azap başlarına gelse, onca seneler yaşayıp zevklenmeleri kendilerini kurtarabilir mi?

26:205
206

ثُمَّ جَٓاءَهُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَۙ

(205-207) Ne dersin: Onları yıllarca yaşatsak da, sonra tehdit edildikleri o azap başlarına gelse, onca seneler yaşayıp zevklenmeleri kendilerini kurtarabilir mi?

26:206
207

مَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَۜ

(205-207) Ne dersin: Onları yıllarca yaşatsak da, sonra tehdit edildikleri o azap başlarına gelse, onca seneler yaşayıp zevklenmeleri kendilerini kurtarabilir mi?

26:207
208

وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَۗۛ

Biz hiç bir ülkeyi, uyarıcıları gelmeden imha etmedik.

26:208
209

ذِكْرٰى۠ۛ وَمَا كُنَّا ظَالِم۪ينَ

Öğüt verilip hatırlatma yapılmıştır. Biz hiçbir zaman zalim olmadık.

26:209
210

وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاط۪ينُ

Kur’ân’ı asla şeytanlar indirmiş değildir.

26:210
211

وَمَا يَنْبَغ۪ي لَهُمْ وَمَا يَسْتَط۪يعُونَۜ

Bu, onların yapacağı iş değildir! Hem isteseler de buna güçleri yetmez!

26:211
212

اِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَۜ

Çünkü onlar vahyi işitmekten kesinlikle menedilmişlerdir.

26:212
213

فَلَا تَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّب۪ينَۚ

Öyleyse sakın, Allah ile beraber başka tanrıya yalvarma, sonra azaba mâruz kalanlardan olursun.

26:213
214

وَاَنْذِرْ عَش۪يرَتَكَ الْاَقْرَب۪ينَۙ

Önce en yakın akrabalarını uyar!

Bu emir, İslâm’ın bir prensibini ortaya koymaktadır: Peygamber ve ailesi için hiçbir ayrıcalık yoktur. Hatta yükümlülükler önce onlardan başlamaktadır: Zekat diğer Müslümanlara düşerken, Peygamber ailesine haramdır. İlk kaldırılan faiz, Hz. Peygamberin amcası Abbas (r.a)’ınki olmuştur. Faraza suç işlemeleri halinde Peygamber hanımlarının cezası iki misli olarak belirlenmiştir .

26:214
215

وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ

Sana tâbi olan müminlere kol kanat ger!

26:215
216

فَاِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَۚ

Bununla beraber akrabalarından sana isyan edenlere “Ben sizin yaptıklarınızdan beriyim.” de!

26:216
217

وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ

Sen o aziz-u rahîme (o mutlak galip ve geniş rahmet sahibine) güvenip dayan.

26:217
218

اَلَّذ۪ي يَرٰيكَ ح۪ينَ تَقُومُۙ

(218-220) Sen yolunda kâim olurken de, namaza dururken de, O seni elbette görüyor. Secde edenler, ibadet edenler arasında dolaşmalarını da görüyor. Çünkü her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilen O’dur.

26:218
219

وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِد۪ينَ

(218-220) Sen yolunda kâim olurken de, namaza dururken de, O seni elbette görüyor. Secde edenler, ibadet edenler arasında dolaşmalarını da görüyor. Çünkü her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilen O’dur.

26:219
220

اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ

(218-220) Sen yolunda kâim olurken de, namaza dururken de, O seni elbette görüyor. Secde edenler, ibadet edenler arasında dolaşmalarını da görüyor. Çünkü her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilen O’dur.

26:220
221

هَلْ اُنَبِّئُكُمْ عَلٰى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاط۪ينُۜ

(221-222) (Şeytanlardan bahsediyorlar) şeytanların asıl kime indiğini bildireyim mi? Onlar yalan ve iftiraya, günaha düşkün kimselere inerler.

222
26:221
222

تَنَزَّلُ عَلٰى كُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ

(221-222) (Şeytanlardan bahsediyorlar) şeytanların asıl kime indiğini bildireyim mi? Onlar yalan ve iftiraya, günaha düşkün kimselere inerler.

26:222
223

يُلْقُونَ السَّمْعَ وَاَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَۜ

Çünkü o iftiracılar şeytanlara kulak verirler, esasen onların çoğu yalancıdırlar.

Yalancı, iftiracı kâhinler, bilgileri noksan olduğundan, onlardan birtakım vehimler, emareler öğrenirler, sonra hayalhanelerinden gerçeğe uymayan hurafeler çıkarırlar, uydurdukları yalanları söylerler. Hadis-i Şerifte: “Cinnî, gayb âleminden bir kelime kapar, sonra onu insanlardan olan dostunun kulağına koyar, o da yüz yalan ilave ederek onu söyler.” bildirilmiştir. “Yulkûne” nin faili, yani “dinleme işini yapanlar” şeytanlar da olabilir. Yani onlar mele-i a’lâya kulak vermeye çalışırlar.

26:223
224

وَالشُّعَرَٓاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُ۫نَۜ

Şairler var ya, bunların peşine de sapkınlarla çapkınlar düşer!

26:224
225

اَلَمْ تَرَ اَنَّهُمْ ف۪ي كُلِّ وَادٍ يَه۪يمُونَۙ

(225-226) Görmez misin onlar her vâdide sözcüklerin, imajların peşinde dolaşır ve yapmayacakları şeyleri söylerler.

26:225
226

وَاَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَۙ

(225-226) Görmez misin onlar her vâdide sözcüklerin, imajların peşinde dolaşır ve yapmayacakları şeyleri söylerler.

26:226
227

اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللّٰهَ كَث۪يرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُواۜ وَسَيَعْلَمُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ

Ancak iman edip, yararlı işler yapanlar, Allah’ı çok zikredip ananlar ve zulme mâruz kaldıktan sonra haklarını savunanlar müstesna. Zalimler de nasıl bir inkılab ile devrileceklerini, yakında öğrenirler.

Cahiliye dönemi Arap şiirinde şehvet, intikam, ırkçılık gibi duygular hâkim olup fazilet temaları az yer alırdı. Onun için Hz. Peygamber, bu tür şiir karşısında olumsuz bir tavır takınmıştır. Fakat bu arada bazen şiir dinlemiş, bir keresinde: “Bazı şiirler hikmet doludur.” buyurmuştur. Ümeyye İbn Ebi’s-Salt hakkında: “Şiiri iman etti, ama kendisi kâfirdir.” demiştir. Bu olumlu tavır 227. ayetin istisnasının tefsiri kabilindedir. Bu ayet: 1. İman, 2. Makbul işler işleme, 3. Allah’ı sık sık hatırlama, 4. Şahsî hislerle hareket etmeyip kamunun haklarını savunma şartları ile şiiri mübah kılmıştır. Bu itibarla Hz. Peygamber (a.s.) Kâb İbn Mâlik, Hassan İbn Sâbit gibi şairleri övmüştür.

26:227