37Mekkî182 ayet23. cüzde başlar

Sâffât Suresi

Sure hakkında · Suat Yıldırım

Mekke’de indirilmiştir, 182 âyettir. İsmini ilk âyetinde geçen kelimeden almıştır. Bu sûrede önce melaikeden, daha sonra cinlerden bahsedilir. Cahiliye Arapları arasında yaygın olup, cinleri Allah’ın kızları sayan şirk inancı iptal edilir. Müteakiben, insanların ölümden sonra dirilip hesap verecekleri vurgulanır. Hz. İbrâhim, Hz. İsmâil, Hz. Mûsâ, Hz. Harun, Hz. İlyas, Hz. Lut (aleyhimü’s-selâm) gibi peygamberlerin tebliğleri hatırlatılır, müminlere kesin bir zafer vadedilir.

Bismillâhirrahmânirrahîm
1

وَالصَّٓافَّاتِ صَفًّاۙ

Yemin ederim o saf saf dizilenlere,

Müfessirlerin çoğuna göre ilk üç âyette bildirilen işleri yapanlar melaike topluluklarıdır. Birinci âyette emirleri yerine getirmek için hazır kıta bekleyen; ikinci âyette yağmurun yağmasını düzenleyen, üçüncü âyette ise peygamberlere vahiyleri, salih kullara ise ilhamları getiren melaike toplulukları kasdedilmiştir.

37:1
2

فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًاۙ

Sevku idare edip menedenlere,

37:2
3

فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًاۙ

Kitap okuyanlara ki

37:3
4

اِنَّ اِلٰهَكُمْ لَوَاحِدٌۜ

Sizin ilahınız bir tek İlahtır.

37:4
5

رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۜ

O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasında olan bütün varlıkların, hem de Güneş’in bütün doğuş yerlerinin Rabbidir.

Güneş ufukta her gün farklı yerlerden doğar, böylece birçok doğuş söz konusu olur. Bu sayede güneşin, dünyanın bütün bölgelerinde muhtelif zamanlarda görülmesi mümkün olur.

37:5
6

اِنَّا زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِز۪ينَةٍۨ الْكَوَاكِبِۙ

Biz yere en yakın semayı yıldızlarla süsledik.

Gökler sınırsız olmayıp birtakım sınırları vardır. Hiçbir âsi şeytan o hudutları aşamaz. Hiçbir gök cismi kendi ekseni dışına çıkamaz. Onların yollarına da başka cisim giremez. Uzay boş sanılır, ama oradaki sınırlar çok kesin hatlarla çizilmiştir. İnsanın Ay’a gitmesinin ne kadar zorluklardan sonra gerçekleştiği pek iyi bilinmektedir. Oysa dünyanın uydusu olan Ay, bize en yakın gök cismidir.

37:6
7

وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍۚ

Ve orayı her türlü şeytandan koruduk.

37:7
8

لَا يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍۗ

Onlar Mele-i Âla’ya yükselip dinleyemezler ve her taraftan bombardımana tutulurlar.

Mele-i A’la: Allah’ın emirlerini alıp gereken yerlere ulaştıran meleklerin bulunduğu yüce âlem

37:8
9

دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌۙ

Dinlemeye kalksalar kovulup atılırlar. Hem onlar için devamlı bir azap vardır.

37:9
10

اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

Ne var ki içlerinden birisi bir söz kırıntısı kapmayı başarırsa, derhal yakıcı ve delici bir ışın onu kovalar.

Cahiliye Arapları arasında kehanet pek yaygın idi. Kâhinlerin cinlerle irtibatlı olarak gaybî haberler getirdiklerine inanırlardı. Hz. Peygamber (a.s.)’ı da öyle nitelendirdiler. Allah, şeytanların Mele-i Âlaya yaklaşır yaklaşmaz, delici bir ışın tarafından kovalandıklarını bildirir.

37:10
11

فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمْ مَنْ خَلَقْنَاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ ط۪ينٍ لَازِبٍ

Onlara bir sor bakalım: Kendileri mi yaratılışça daha güçlü kuvvetli, yoksa Bizim diğer yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, yapışkan bir çamurdan yarattık.

Bunlar: Melaike-i kiram, gökler âlemi, yer ve ikisi arasındakiler, şihablar ve diğer mahlûklardır. “Men” ism-i mevsûlü akıllı varlıkları tağlib için olup, onlarla beraber şuursuz ve cansızlar da bu yaratıklara dahildirler.

37:11
12

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَۖ

Ne var ki sen onların haşri inkâr etmelerine şaşırıyorsun, onlar ise seninle alay ederler.

37:12
13

وَاِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَۖ

Kendilerine nasihat edildiğinde uyarmaları dikkate almazlar.

37:13
14

وَاِذَا رَاَوْا اٰيَةً يَسْتَسْخِرُونَۖ

(14-17) Gerçeği gösteren bir delil veya bir mûcize görseler, başkalarını da onunla alay etmeye çağırır ve “Bu, derler, besbelli bir sihir! Demek biz öldükten, hem de çürümüş kemik ve toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilecekmişiz! Gelmiş geçmiş babalarımız ve dedelerimiz de mi dirilecekler!”

37:14
15

وَقَالُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ

(14-17) Gerçeği gösteren bir delil veya bir mûcize görseler, başkalarını da onunla alay etmeye çağırır ve “Bu, derler, besbelli bir sihir! Demek biz öldükten, hem de çürümüş kemik ve toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilecekmişiz! Gelmiş geçmiş babalarımız ve dedelerimiz de mi dirilecekler!”

37:15
16

ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ

(14-17) Gerçeği gösteren bir delil veya bir mûcize görseler, başkalarını da onunla alay etmeye çağırır ve “Bu, derler, besbelli bir sihir! Demek biz öldükten, hem de çürümüş kemik ve toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilecekmişiz! Gelmiş geçmiş babalarımız ve dedelerimiz de mi dirilecekler!”

37:16
17

اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَۜ

(14-17) Gerçeği gösteren bir delil veya bir mûcize görseler, başkalarını da onunla alay etmeye çağırır ve “Bu, derler, besbelli bir sihir! Demek biz öldükten, hem de çürümüş kemik ve toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilecekmişiz! Gelmiş geçmiş babalarımız ve dedelerimiz de mi dirilecekler!”

37:17
18

قُلْ نَعَمْ وَاَنْتُمْ دَاخِرُونَۚ

De ki: “Evet, diriltilecek, hem de zelil ve perişan bir vaziyette diriltileceksiniz!

37:18
19

فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ

Bu iş için sadece bir tek emir yeter! Bir de bakarsınız ki hepsi dirilmiş, etraflarına bakınıyorlar!

37:19
20

وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هٰذَا يَوْمُ الدّ۪ينِ

“Eyvah, bize!” derler, “İşte bize bahsedilen hesap günü!”

37:20
21

هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ۟

Melekler de: “Evet, evet bu, sizin yalan saydığınız hüküm günüdür!” derler.

37:21
22

اُحْشُرُوا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا وَاَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَۙ

(22-24) Yüce Allah meleklere şöyle emreder: “O zalim müşrikleri, yoldaşlarını ve Allah’tan başka putlaştırdıkları nesneleri toplayın ve hepsini doğru cehenneme sevk edin! Hem tutuklayın onları, çünkü sorguya çekilecekler!”

37:22
23

مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَاهْدُوهُمْ اِلٰى صِرَاطِ الْجَح۪يمِۙ

(22-24) Yüce Allah meleklere şöyle emreder: “O zalim müşrikleri, yoldaşlarını ve Allah’tan başka putlaştırdıkları nesneleri toplayın ve hepsini doğru cehenneme sevk edin! Hem tutuklayın onları, çünkü sorguya çekilecekler!”

37:23
24

وَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُ۫لُونَۙ

(22-24) Yüce Allah meleklere şöyle emreder: “O zalim müşrikleri, yoldaşlarını ve Allah’tan başka putlaştırdıkları nesneleri toplayın ve hepsini doğru cehenneme sevk edin! Hem tutuklayın onları, çünkü sorguya çekilecekler!”

37:24
25

مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

Ne oldu size, neden birbirinize yardım etmiyorsunuz?

37:25
26

بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

Doğrusu bugün onlar birbirini yardımdan mahrum bırakıp azaba teslim etmişler, acz içinde kıvranmaktadırlar.

37:26
27

وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ

Birbirlerine dönüp itham ederek karşılıklı soru yöneltirler.

37:27
28

قَالُٓوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَم۪ينِ

Tâbi olanlar önderlerine: “Siz, derler, bize (en çok önem verdiğimiz taraftan), sağ cihetten gelir, ısrarla size tâbi olmamızı isterdiniz?”

37:28
29

قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَۚ

(29-32) “Hayır, bilâkis!" derler öbürleri, "Siz zaten iman eden kimseler değildiniz. Hem bizim, sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu ki! Bilâkis, siz azgın bir gürûh idiniz!” “Ne dersek boş! Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık.”

37:29
30

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍۚ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغ۪ينَ

(29-32) “Hayır, bilâkis!" derler öbürleri, "Siz zaten iman eden kimseler değildiniz. Hem bizim, sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu ki! Bilâkis, siz azgın bir gürûh idiniz!” “Ne dersek boş! Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık.”

37:30
31

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَاۗ اِنَّا لَذَٓائِقُونَ

(29-32) “Hayır, bilâkis!" derler öbürleri, "Siz zaten iman eden kimseler değildiniz. Hem bizim, sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu ki! Bilâkis, siz azgın bir gürûh idiniz!” “Ne dersek boş! Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık.”

37:31
32

فَاَغْوَيْنَاكُمْ اِنَّا كُنَّا غَاو۪ينَ

(29-32) “Hayır, bilâkis!" derler öbürleri, "Siz zaten iman eden kimseler değildiniz. Hem bizim, sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu ki! Bilâkis, siz azgın bir gürûh idiniz!” “Ne dersek boş! Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık.”

37:32
33

فَاِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

O halde o gün hepsi azap çekmekte müşterektirler.

37:33
34

اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ

İşte Biz suçlulara böyle davranırız.

37:34
35

اِنَّهُمْ كَانُٓوا اِذَا ق۪يلَ لَهُمْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ يَسْتَكْبِرُونَۙ

(35-36) Çünkü onlara “Allah’tan başka ilah yok!” denildiğinde, kibirlenip kafa tutarlar ve: “Deli bir şairin sözüne bakarak hiç biz ilahlarımızı bırakır mıyız, olacak iş mi bu?” derlerdi.

37:35
36

وَيَقُولُونَ اَئِنَّا لَتَارِكُٓوا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍۜ

(35-36) Çünkü onlara “Allah’tan başka ilah yok!” denildiğinde, kibirlenip kafa tutarlar ve: “Deli bir şairin sözüne bakarak hiç biz ilahlarımızı bırakır mıyız, olacak iş mi bu?” derlerdi.

37:36
37

بَلْ جَٓاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَل۪ينَ

Hayır! O deli değildir. O size gerçeğin ta kendisini getiren ve bütün peygamberleri tasdik eden bir resuldür.

37:37
38

اِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَل۪يمِۚ

(38-39) Siz yarın âhirette elbette o acı azabı tadacaksınız. Ama aslında siz sadece yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz (yoksa size bundan fazla bir azap verilmeyecek).

37:38
39

وَمَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ

(38-39) Siz yarın âhirette elbette o acı azabı tadacaksınız. Ama aslında siz sadece yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz (yoksa size bundan fazla bir azap verilmeyecek).

37:39
40

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ

(Lâkin Allah’ın) ihlasa erdirdiği kulları, yaptıklarının mükâfatını, kat kat fazlasıyla alacaklardır.

İstisna burada munkatı olup “lâkin” mânâsına gelir.

37:40
41

اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌۙ

(41-42) Onların, tarife hacet olmayan, her yönden mükemmel bir nasipleri vardır, onlara meyveler vardır. Ve onlar hep izzet ve ikramla ağırlanırlar.

Cennette meyveler, sadece lezzet için yenir. Cennette acıkma duygusu olmayacaktır.

37:41
42

فَوَاكِهُۚ وَهُمْ مُكْرَمُونَۙ

(41-42) Onların, tarife hacet olmayan, her yönden mükemmel bir nasipleri vardır, onlara meyveler vardır. Ve onlar hep izzet ve ikramla ağırlanırlar.

37:42
43

ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِۙ

(43-47) Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir.

Başka yerlerden, cennette hizmet edenler arasında çocukların da bulunduğu anlaşılmaktadır (52,24; 76,19). Bâliğ olmamış müşrik çocukları cennetlik olup, annesi babası cehenneme gitmiş bu çocuklar, mutlu olsunlar diye, cennetliklere hizmet etmek üzere vazifelendirilirler.

Dünya içkilerinin kokusu ve tadı pis olup mideyi olumsuz yönde etkiler. Daha sonra beyne tesir edip baş döndürür, karaciğerin çalışmasını aksatarak bünyeyi harap eder.

37:43
44

عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ

(43-47) Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir.

37:44
45

يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ

(43-47) Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir.

37:45
46

بَيْضَٓاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ

(43-47) Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir.

37:46
47

لَا ف۪يهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ

(43-47) Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir.

37:47
48

وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ ع۪ينٌۙ

(48-49) Yanlarında, kocalarından başkasının yüzüne bakmayan, yumuşak bakışlı, güzel gözlü, gün yüzü görmemiş yumurtanın pembe beyaz renginde eşleri de olacaktır.

37:48
49

كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ

(48-49) Yanlarında, kocalarından başkasının yüzüne bakmayan, yumuşak bakışlı, güzel gözlü, gün yüzü görmemiş yumurtanın pembe beyaz renginde eşleri de olacaktır.

37:49
50

فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ

Birbirleriyle sohbete girerler.

37:50
51

قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ اِنّ۪ي كَانَ ل۪ي قَر۪ينٌۙ

(51-53) Derken biri der ki: “Sahi, benim de yakın bir arkadaşım vardı. Yanıma gelir, iğneli iğneli 'Sen de mi, derdi, bu masala inananlar arasında yer alıyorsun? Yani biz ölüp çürümüş kemik, toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilip hesap vereceğiz, buna da inanılır mı?'

37:51
52

يَقُولُ اَئِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّق۪ينَ

(51-53) Derken biri der ki: “Sahi, benim de yakın bir arkadaşım vardı. Yanıma gelir, iğneli iğneli 'Sen de mi, derdi, bu masala inananlar arasında yer alıyorsun? Yani biz ölüp çürümüş kemik, toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilip hesap vereceğiz, buna da inanılır mı?'

37:52
53

ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَد۪ينُونَ

(51-53) Derken biri der ki: “Sahi, benim de yakın bir arkadaşım vardı. Yanıma gelir, iğneli iğneli 'Sen de mi, derdi, bu masala inananlar arasında yer alıyorsun? Yani biz ölüp çürümüş kemik, toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilip hesap vereceğiz, buna da inanılır mı?'

37:53
54

قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ

(54-57) Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?” Onlar da arzu edince, derhal bakıp hem kendisi, (hem de muhatapları) onu cehennemin tam ortasında bulur. “Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helâke sürükleyecektin! Rabbimin hidâyet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!”

37:54
55

فَاطَّلَعَ فَرَاٰهُ ف۪ي سَوَٓاءِ الْجَح۪يمِ

(54-57) Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?” Onlar da arzu edince, derhal bakıp hem kendisi, (hem de muhatapları) onu cehennemin tam ortasında bulur. “Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helâke sürükleyecektin! Rabbimin hidâyet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!”

37:55
56

قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْد۪ينِۙ

(54-57) Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?” Onlar da arzu edince, derhal bakıp hem kendisi, (hem de muhatapları) onu cehennemin tam ortasında bulur. “Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helâke sürükleyecektin! Rabbimin hidâyet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!”

37:56
57

وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبّ۪ي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَر۪ينَ

(54-57) Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?” Onlar da arzu edince, derhal bakıp hem kendisi, (hem de muhatapları) onu cehennemin tam ortasında bulur. “Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helâke sürükleyecektin! Rabbimin hidâyet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!”

37:57
58

اَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّت۪ينَۙ

(58-61) Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek: “O ilk ölümümüzden sonra artık bize burada ölüm olmayacak değil mi, o azap bize hiç ulaşmayacak değil mi? Ne güzel! Şükürler olsun! İşte kurtuluş, işte büyük başarı diye buna derler! Çalışanlar, asıl, böyle bir başarı elde etmek için çalışsınlar!”

37:58
59

اِلَّا مَوْتَتَنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ

(58-61) Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek: “O ilk ölümümüzden sonra artık bize burada ölüm olmayacak değil mi, o azap bize hiç ulaşmayacak değil mi? Ne güzel! Şükürler olsun! İşte kurtuluş, işte büyük başarı diye buna derler! Çalışanlar, asıl, böyle bir başarı elde etmek için çalışsınlar!”

37:59
60

اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ

(58-61) Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek: “O ilk ölümümüzden sonra artık bize burada ölüm olmayacak değil mi, o azap bize hiç ulaşmayacak değil mi? Ne güzel! Şükürler olsun! İşte kurtuluş, işte büyük başarı diye buna derler! Çalışanlar, asıl, böyle bir başarı elde etmek için çalışsınlar!”

37:60
61

لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ

(58-61) Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek: “O ilk ölümümüzden sonra artık bize burada ölüm olmayacak değil mi, o azap bize hiç ulaşmayacak değil mi? Ne güzel! Şükürler olsun! İşte kurtuluş, işte büyük başarı diye buna derler! Çalışanlar, asıl, böyle bir başarı elde etmek için çalışsınlar!”

37:61
62

اَذٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا اَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ

(62-65) “Şimdi iyi düşünün!” buyurur Yüce Allah, “Sonuç olarak böylesi bir mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir dert ve azap yaptık. O öyle bir ağaçtır ki cehennemin ta kökünden çıkar. Meyveleri; sanki şeytanların başları!”

Zakkum: Tadı çok acı, pek fena kokan bir bitki olup ondan çıkan sıvı, bedene bulaşması halinde deriyi tahriş eder.

İnsanlar şeytanları görmediklerinden bu benzetmeyi anlayamayanlar bulunabilir. Fakat bu kabil teşbihler dile yerleşmiştir. Nasıl ki temiz ve nuranî bir insan meleğe, güzel bir kadın periye, çirkin bir kadın cadıya benzetilir.

37:62
63

اِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِم۪ينَ

(62-65) “Şimdi iyi düşünün!” buyurur Yüce Allah, “Sonuç olarak böylesi bir mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir dert ve azap yaptık. O öyle bir ağaçtır ki cehennemin ta kökünden çıkar. Meyveleri; sanki şeytanların başları!”

37:63
64

اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ ف۪ٓي اَصْلِ الْجَح۪يمِۙ

(62-65) “Şimdi iyi düşünün!” buyurur Yüce Allah, “Sonuç olarak böylesi bir mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir dert ve azap yaptık. O öyle bir ağaçtır ki cehennemin ta kökünden çıkar. Meyveleri; sanki şeytanların başları!”

37:64
65

طَلْعُهَا كَاَنَّهُ رُؤُ۫سُ الشَّيَاط۪ينِ

(62-65) “Şimdi iyi düşünün!” buyurur Yüce Allah, “Sonuç olarak böylesi bir mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir dert ve azap yaptık. O öyle bir ağaçtır ki cehennemin ta kökünden çıkar. Meyveleri; sanki şeytanların başları!”

37:65
66

فَاِنَّهُمْ لَاٰكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۜ

İşte o zalimler bunları yer ve karınlarını tıka basa doldururlar.

37:66
67

ثُمَّ اِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَم۪يمٍۚ

Zakkum yemeğinin üstüne, barsakları parçalayan irin karışık kaynar su içerler.

Hamîm (kaynar su) cehennemin dışındadır; zira “Onlar, cehennemle hamîm arasında gider gelirler.” âyetinden bu anlaşılmaktadır.

37:67
68

ثُمَّ اِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَاِلَى الْجَح۪يمِ

Sonra dönüşleri, şüphesiz ateşe olacaktır.

Yedikleri zakkum boğazlarına durunca ve acıtınca bu acıyı dindirmek için su veya meşrubat ararlar. Ama irinli kaynar sudan başka bir şey bulamazlar.

37:68
69

اِنَّهُمْ اَلْفَوْا اٰبَٓاءَهُمْ ضَٓالّ۪ينَۙ

Onlar atalarını haktan sapmış durumda buldular.

37:69
70

فَهُمْ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ

Bunlar da onların izlerinde koşmaya can atıyorlar.

37:70
71

وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ اَكْثَرُ الْاَوَّل۪ينَۙ

(71-72) Daha önce yaşayan insanların ekserisi de yoldan sapmışlardı. Biz de onları uyarıp gerçeği gösteren peygamberler göndermiştik.

37:71
72

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ مُنْذِر۪ينَ

(71-72) Daha önce yaşayan insanların ekserisi de yoldan sapmışlardı. Biz de onları uyarıp gerçeği gösteren peygamberler göndermiştik.

37:72
73

فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَر۪ينَۙ

İşte bak ve düşün: O uyarılanların âkıbeti nice oldu?

37:73
74

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ۟

Ancak, içlerinden Allah’ın imana ve ihlasa muvaffak kıldığı kullar, elçileri dinleyip o kötü âkıbetten kurtuldular.

37:74
75

وَلَقَدْ نَادٰينَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُج۪يبُونَۚ

Nitekim Nûh Bize yalvardı da, Biz onun duasını ne de güzel kabul buyurduk!

37:75
76

وَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۘ

Onu, ailesini ve yanındaki müminleri o müthiş felaketten kurtardık.

37:76
77

وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاق۪ينَۘ

Hayatta kalıp payidar olmayı da onun soyuna has kıldık.

37:77
78

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَۘ

Sonraki nesiller içinde de ona iyi bir nam bıraktık:

37:78
79

سَلَامٌ عَلٰى نُوحٍ فِي الْعَالَم۪ينَ

“Bütün milletler içinden selam var Nûh’a!”

37:79
80

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ

Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!

37:80
81

اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ

Gerçekten o, Bizim tam inanmış has kullarımızdandı.

37:81
82

ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَ

Sonra da öbürlerini, o zalim kâfirleri suda boğduk.

37:82
83

وَاِنَّ مِنْ ش۪يعَتِه۪ لَاِبْرٰه۪يمَۢ

İbrâhim de, şüphesiz onun taraftarlarından biriydi.

37:83
84

اِذْ جَٓاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍ

O, Rabbine tertemiz bir kalp ile yöneldi.

37:84
85

اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَاذَا تَعْبُدُونَۚ

(85-87) Babasına ve halkına şöyle dedi: “Nedir bu tapındığınız nesneler? İlle de bir iftira, bir yalan olsun diye mi Allah’tan başka mâbud arıyorsunuz! Siz Rabbülâlemin’i ne zannediyorsunuz? Onun sıfatlarını iyice biliyor musunuz?"

37:85
86

اَئِفْكًا اٰلِهَةً دُونَ اللّٰهِ تُر۪يدُونَۜ

(85-87) Babasına ve halkına şöyle dedi: “Nedir bu tapındığınız nesneler? İlle de bir iftira, bir yalan olsun diye mi Allah’tan başka mâbud arıyorsunuz! Siz Rabbülâlemin’i ne zannediyorsunuz? Onun sıfatlarını iyice biliyor musunuz?"

37:86
87

فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ

(85-87) Babasına ve halkına şöyle dedi: “Nedir bu tapındığınız nesneler? İlle de bir iftira, bir yalan olsun diye mi Allah’tan başka mâbud arıyorsunuz! Siz Rabbülâlemin’i ne zannediyorsunuz? Onun sıfatlarını iyice biliyor musunuz?"

37:87
88

فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِۙ

(88-89) Bir bayram günü, İbrâhim halkın içinde iken yıldızlara bir göz atıp: “Ben, galiba hastayım!” dedi.

“Yıldızlara bakma” düşünmeyi ifade eden bir deyimdir. Nitekim, bir şey düşünen kimse gayr-ı ihtiyarî bakışlarını gökyüzüne çevirir.

Halk hastalıktan korktuğu için, kendilerine de bulaşmasın diye, onun yanından uzaklaştı.

37:88
89

فَقَالَ اِنّ۪ي سَق۪يمٌ

(88-89) Bir bayram günü, İbrâhim halkın içinde iken yıldızlara bir göz atıp: “Ben, galiba hastayım!” dedi.

37:89
90

فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِر۪ينَ

Derhal onun yanından uzaklaştılar.

37:90
91

فَرَاغَ اِلٰٓى اٰلِهَتِهِمْ فَقَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۚ

(91-92) O da çaktırmadan putların yanına sokuldu. Onlara takdim edilmiş öylece duran yemekleri görünce: “Buyursanıza, neden yemiyorsunuz? Neyiniz var, neden konuşmuyorsunuz?” dedi.

37:91
92

مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ

(91-92) O da çaktırmadan putların yanına sokuldu. Onlara takdim edilmiş öylece duran yemekleri görünce: “Buyursanıza, neden yemiyorsunuz? Neyiniz var, neden konuşmuyorsunuz?” dedi.

37:92
93

فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَم۪ينِ

Hiddetini tutamıyarak iyice yaklaşıp putlara kuvvetli bir darbe indirdi.

37:93
94

فَاَقْبَلُٓوا اِلَيْهِ يَزِفُّونَ

Bunu haber alan halk, telaşla ve sür’atle onun yanına gittiler.

37:94
95

قَالَ اَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَۙ

(95-96) O da: “Â! Siz ellerinizle yonttuğunuz bu heykellere mi tapıyorsunuz? Hâlbuki sizi de yaptığınız şeyleri de yaratan Yüce Allah’tır.” dedi.

37:95
96

وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

(95-96) O da: “Â! Siz ellerinizle yonttuğunuz bu heykellere mi tapıyorsunuz? Hâlbuki sizi de yaptığınız şeyleri de yaratan Yüce Allah’tır.” dedi.

37:96
97

قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَاَلْقُوهُ فِي الْجَح۪يمِ

Sonunda: “Haydin, dediler, onun için bir odun yığını hazırlayın da onu ateşin içine atın!”

37:97
98

فَاَرَادُوا بِه۪ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَسْفَل۪ينَ

Ona tuzak hazırlamak istediler, ama Biz heveslerini kursaklarında bıraktık. Asıl kendilerini perişan ettik.

37:98
99

وَقَالَ اِنّ۪ي ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ

İbrâhim dedi ki: “Ben, Rabbimin gitmemi emrettiği yere doğru gidiyorum, O, elbet bana yol gösterecektir.”

37:99
100

رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنَ الصَّالِح۪ينَ

“Ya Rabbî, salih evlatlar lütfet bana!”

37:100
101

فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَل۪يمٍ

Biz de ona aklı başında bir oğul müjdeledik.

Bu duadan, Hz. İbrâhim (a.s.)’ın o zaman çocuğu olmadığı sonucu çıkarılabilir. Hz. İsmâil ile Hz. İshak’ın, iyice yaşlandığı sırada verildiği (14,39) bilinince, duasına uzun yıllar sonra icabet edildiği anlaşılır.

37:101
102

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّ۪ٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنّ۪ٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۜ قَالَ يَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۘ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِر۪ينَ

Çocuk büyüyüp onunla birlikte çalışacak çağa erişince bir gün ona: “Evladım, dedi, ben rüyamda seni kurban etmeye giriştiğimi görüyorum, nasıl yaparız bu işi, sen ne dersin bu işe!” Oğlu: “Babacığım, dedi, hiç düşünüp çekinme, sana Allah tarafından ne emrediliyorsa onu yap. Allah’ın izniyle benim de sabırlı, dayanıklı biri olduğumu göreceksin!”

Hz. İbrâhim oğlunu kurban ettiğini değil, kurban etmeye giriştiğini görmüştü.

37:102
103

فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَب۪ينِۚ

(103-105) Her ikisi de Allah’ın emrine teslim olup, İbrâhim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: “İbrâhim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)” deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!

Bu âyetlerden, peygamberlerin rüyasının vahiy şekillerinden biri olduğu anlaşılıyor. Aksi takdirde Allah onu uyarır ve Kur’ân'da böylesine bir yanlış anlaşılmaya engel olurdu.

Kurbanlık çocuğun adı Kur’ân’da açıklanmaz. Müfessirlerden İsmâil diyenlerin yanında İshak olduğunu söyleyenler de vardır. Ekseriyet birinci görüştedir. Yahudi - Hıristiyan geleneği ise İshak olduğunu söyler.

37:103
104

وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَٓا اِبْرٰه۪يمُۙ

(103-105) Her ikisi de Allah’ın emrine teslim olup, İbrâhim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: “İbrâhim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)” deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!

37:104
105

قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ

(103-105) Her ikisi de Allah’ın emrine teslim olup, İbrâhim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: “İbrâhim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)” deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!

37:105
106

اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰٓؤُ۬ا الْمُب۪ينُ

Bu, gerçekten pek büyük bir imtihandı.

37:106
107

وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظ۪يمٍ

Oğluna bedel ona büyük bir kurbanlık verdik.

37:107
108

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ

Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık ki, o da, bütün milletler tarafından şöyle denilmesidir:

37:108
109

سَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ

“Selam olsun İbrâhim’e!”

37:109
110

كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ

Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!

37:110
111

اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ

Gerçekten o Bizim tam inanmış has kullarımızdandı.

37:111
112

وَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحٰقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ

Biz de ona, salih kişilerden, üstelik peygamber olacak bir evladı, İshak’ı müjdeledik.

37:112
113

وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَۜ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ مُب۪ينٌ۟

Kendisine de İshak’a da feyiz ve bereketler verdik. Onların neslinden gelenler arasında iyi davranan da var, kendi nefsine açıkça zulmeden de!

Bu âyetle, kurban kıssasının anlatılış hikmetine işaret ediliyor. Hz. İbrâhim (a.s.)’ın iki oğlu Hz. İshak (a.s.)’dan Yahudi ve Hıristiyanların mensub olduğu İsrailoğulları, Hz. İsmâil (a.s.)’dan ise Araplar ve diğer müslümanlar dünyaya yayılmışlardır. Dünyadan nice soy ve sülale geçip gitmiş, onların isimleri bile kalmadığı halde Allah Hz. İbrâhim’in nesline bu bereket ve şerefi vermiştir. Allah Teâlâ bu kıssayı anlatmakla onlara şöyle demek istiyor: “Sizin ecdadınız İbrâhim, İsmâil ve İshâk (aleyhimü’s-selam), ihlasları ile bu şerefe yükseldiler. Siz de onlar gibi olmak isterseniz bu ihlası kazanmaya çalışın. Yoksa, önderlik soydan ileri gelmez. Nitekim onların soylarından iyiler gibi, zalimler de bulunmaktadır.”

Yirminci asrın son çeyreğinde Batı Hıristiyanlık dünyası başta olmak üzere birçok yerde “Hz. İbrâhim’de birleşme” temennileri dile getirilmeye başlamıştır. Bu üç ümmet Hz. İbrâhim’e lâyık nesiller oldukları nisbette dünyada hayır ve faziletin ağır basacağı rahatlıkla söylenebilir.

37:113
114

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَۚ

Biz Mûsa ile Harun’a da nübüvvet vererek ihsanda bulunduk.

37:114
115

وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ

Onları da, milletlerini de müthiş bir gaileden kurtardık.

37:115
116

وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَۚ

Hem onlara yardım ettik de, galip gelenler onlar oldular.

37:116
117

وَاٰتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَب۪ينَۚ

Kendilerine gerçekleri apaçık gösteren o kitabı verdik.

37:117
118

وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۚ

Onları doğru yola ilettik!

37:118
119

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْاٰخِر۪ينَ

Sonraki nesiller içinde onlara da iyi bir nam bıraktık.

37:119
120

سَلَامٌ عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَ

“Selam olsun Mûsâ ile Harun’a!”

37:120
121

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ

Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!

37:121
122

اِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ

Gerçekten onlar, Bizim tam inanmış has kullarımızdandı.

37:122
123

وَاِنَّ اِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ

İlyas da şüphesiz resullerdendi.

Hz. İlyas İsrailoğullarından olup, m. ö. 9. asırda Filistin bölgesinde yaşamıştır. Dinler tarihi araştırmalarının bulgularına göre, Babil’den Mısır’a kadar geniş bölgede Ba’l adı ile Allah’a ibadet edilmiştir. Bu kelime; efendi, sahip, lider bazan da koca anlamına gelir. Onların; başlangıçta Hak Tanrı’ya bu isim ile ibadet ederken, sonraları şirke bulaştıkları anlaşılıyor.

37:123
124

اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَلَا تَتَّقُونَ

(124-126) Hani o halkına şöyle demişti: Siz hâlâ şirkten ve günahlardan sakınmayacak mısınız? Sizin de, gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı, o Mükemmel Yaradan'ı bırakıp hâlâ Ba’l’e tapmaya mı devam edeceksiniz?"

(I Kırallar 18,24-40)
37:124
125

اَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ اَحْسَنَ الْخَالِق۪ينَۙ

(124-126) Hani o halkına şöyle demişti: Siz hâlâ şirkten ve günahlardan sakınmayacak mısınız? Sizin de, gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı, o Mükemmel Yaradan'ı bırakıp hâlâ Ba’l’e tapmaya mı devam edeceksiniz?"

37:125
126

اَللّٰهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ

(124-126) Hani o halkına şöyle demişti: Siz hâlâ şirkten ve günahlardan sakınmayacak mısınız? Sizin de, gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı, o Mükemmel Yaradan'ı bırakıp hâlâ Ba’l’e tapmaya mı devam edeceksiniz?"

37:126
127

فَكَذَّبُوهُ فَاِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ

Fakat bunlar onu yalancı saydılar. Bundan ötürü de, onlar tutuklanıp hesap günü mutlaka yargılanacak ve cehenneme götürüleceklerdir.

37:127
128

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ

Ancak Allah’ın ihlasa erdirdiği kulları böyle olmaz.

37:128
129

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ

(129-130) Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık. “Selam olsun İlyas’a!”

Hayatında çok kötü davranışlara mâruz bıraktıkları Hz. İlyas (a.s.)’a İsrailoğulları vefatından sonra Hz. Mûsâ’dan sonra, en büyük bir saygıyı beslemişlerdir. Onun göğe kaldırılıp dünyaya yeniden doğacağı inancı İsrailoğullarında yaygındı (II Tarihler 21,12-15; I Kırallar 17, 18; 19,21; II Kırallar 1,3-16).

37:129
130

سَلَامٌ عَلٰٓى اِلْ‌يَاس۪ينَ

(129-130) Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık. “Selam olsun İlyas’a!”

37:130
131

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ

Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!

37:131
132

اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ

Gerçekten o bizim tam inanmış has kullarımızdandı.

37:132
133

وَاِنَّ لُوطًا لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ

Lût da şüphesiz, resullerdendi.

37:133
134

اِذْ نَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ

(134-135) Onun suçlu kentini cezalandırırken, geride kalanlar arasında yer alan yaşlı eşi hariç, kendisini ve ailesini kurtardık.

37:134
135

اِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِر۪ينَ

(134-135) Onun suçlu kentini cezalandırırken, geride kalanlar arasında yer alan yaşlı eşi hariç, kendisini ve ailesini kurtardık.

37:135
136

ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَ

Sonra da ötekileri imha ettik.

37:136
137

وَاِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِح۪ينَۙ

(137-138) Siz de sabah akşam onların diyarlarına uğrarsınız. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?

137-138
37:137
138

وَبِالَّيْلِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟

(137-138) Siz de sabah akşam onların diyarlarına uğrarsınız. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?

37:138
139

وَاِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ

Yûnus da şüphesiz resullerdendi.

37:139
140

اِذْ اَبَقَ اِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ

Hani o, Rabbinden izinsiz kaçıp yolcusunu doldurmuş gemiye kendini atmıştı.

37:140
141

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَض۪ينَۚ

Kur’a çekmiş, kur’ada kaybedenlerden olunca denize atılmıştı.

37:141
142

فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُل۪يمٌ

O yaptığından ötürü pişman bir vaziyette iken balık onu yutuverdi.

37:142
143

فَلَوْلَٓا اَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّح۪ينَۙ

(143-144) Şayet Allah’ı çok zikreden, ibadetli kimselerden olmasaydı, tâ mahşere kadar onun karnında kalırdı.

Hz. Yunus (a.s.)'ın kıssası için bkz. 21,87.

Allah Teâlâ, inkârlarında ısrar eden bu halka, elçisi Yunus (a.s.) vasıtasıyla helâk edici azap vaad etti. Bununla beraber, onların bu azapla imha edilmemeleri ihtimali de vardı. Dolayısıyla Yunus (a.s.) için, evla yani en iyi tutum, halkını dine dâvete devam etmesi idi (Razî). Azap gelmek üzere olduğundan o ayrılıp gemiye bindi. Daha matlub olan tutumu terk ettiğini görerek çok üzüldü. Daha sonra Allah onu kurtarıp Hz. Yunus sahile çıktığında, ahaliden iman edenler olduğunu görünce bu içtihadında isabet etmediğini anlamıştı. Bu kıssada esas hedef, tövbenin af sebebi olduğunu bildirmektir. Vallahu a’lem.

Bazı rasyonalistler, balığın onu yutmasını tevil etmek isterler. Bu olay bir mûcize olarak pekâlâ gerçekleşmiştir. Kaldı ki mûcize olmaksızın bile normal şekilde şöyle bir olay cereyan etmişti: 1891’de İngiltere’de balina avında bir balıkçı denize düşmüş ve bir balina da onu yutmuştu. Bir iki gün sonra o balık ölü olarak bulununca, yutmasından 60 saat geçtiği halde o kişi balığın karnından canlı olarak çıkartılmıştı (Urdu Digest, Şubat, 1964’den Mevdudî, Tefhim, bu âyetlerin tefsirinde).

37:143
144

لَلَبِثَ ف۪ي بَطْنِه۪ٓ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

(143-144) Şayet Allah’ı çok zikreden, ibadetli kimselerden olmasaydı, tâ mahşere kadar onun karnında kalırdı.

37:144
145

فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ سَق۪يمٌۚ

Derken Biz onu ağaçsız çıplak bir sahile attık, o bitkin bir halde idi.

37:145
146

وَاَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْط۪ينٍۚ

Üzerine gölge yapması için, orada asma kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.

37:146
147

وَاَرْسَلْنَاهُ اِلٰى مِائَةِ اَلْفٍ اَوْ يَز۪يدُونَۚ

Biz onu yüz bin nüfuslu bir şehre göndermiştik, hatta gittikçe nüfusları artıyordu da.

(Yuhanna 4,11) “Bu âyette: “Biz onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.” diye de mânâ verilebilir. Allah Teâlâ dileseydi, elbette o halkın sayısını tam olarak bildirirdi. Maksat: Bir kişi oraya girdiğinde yüz bin veya daha fazla olduğunu tahmin ederdi.” demektir.
37:147
148

فَاٰمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى ح۪ينٍۜ

Yûnus onları tekrar hakka çağırınca, bu sefer iman ettiler. Biz de belirli bir süreye kadar onları hayattan istifade ettirdik.

37:148
149

فَاسْتَفْتِهِمْ اَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَۙ

Onlara (Mekkelilere) sor bakalım: (hâlâ şirklerine devam edip) kız evlatları senin Rabbine, erkek evlatları da kendilerine mi isnad edecekler?

37:149
150

اَمْ خَلَقْنَا الْمَلٰٓئِكَةَ اِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ

Yoksa Biz melekleri dişi yaratmışız da onlar buna şahit mi olmuşlar?

37:150
151

اَلَٓا اِنَّهُمْ مِنْ اِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَۙ

(151-152) Haberiniz olsun ki onlar sırf iftira ederek “Allah doğurdu.” derler. Onlar yalancıların ta kendileridirler.

37:151
152

وَلَدَ اللّٰهُۙ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

(151-152) Haberiniz olsun ki onlar sırf iftira ederek “Allah doğurdu.” derler. Onlar yalancıların ta kendileridirler.

37:152
153

اَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَن۪ينَۜ

Allah kızları oğullara tercih mi etmiş?

37:153
154

مَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Ne olmuş size, aklınızı mı kaybettiniz? Ne biçim hüküm veriyorsunuz öyle!

37:154
155

اَفَلَا تَذَكَّرُونَۚ

Hâlâ düşünüp Allah’ın bundan münezzeh olduğunu anlamayacak mısınız?

37:155
156

اَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُب۪ينٌۙ

Ne o, yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?

37:156
157

فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ

Eğer iddianızda tutarlı iseniz getirin o kitabınızı!

37:157
158

وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًاۜ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ

Bir de tutup Allah ile melekler arasında bir soy bağı uydurdular! Ama o melekler, bunu iddia eden müşriklerin yargılanıp cehenneme tıkılacaklarını pek iyi bilirler.

37:158
159

سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ

Ve şöyle derler: “Allah onların iddia ettikleri şeylerden münezzehtir, çok yücedir.”

37:159
160

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ

Ancak Allah’ın ihlasa erdirdiği kulları böyle olmaz, cehenneme götürülmezler.

37:160
161

فَاِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَۙ

(161-163) “Ey müşrikler! Ne siz, ne de sizin Allah’tan başka ibadet ettikleriniz, -ille de cehenneme girmek isteyen kimseler hariç- Allah’a yönelmek isteyen herhangi bir kulu yoldan çıkaracak bir kuvvete sahip değilsiniz.”

37:161
162

مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِن۪ينَۙ

(161-163) “Ey müşrikler! Ne siz, ne de sizin Allah’tan başka ibadet ettikleriniz, -ille de cehenneme girmek isteyen kimseler hariç- Allah’a yönelmek isteyen herhangi bir kulu yoldan çıkaracak bir kuvvete sahip değilsiniz.”

37:162
163

اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَح۪يمِ

(161-163) “Ey müşrikler! Ne siz, ne de sizin Allah’tan başka ibadet ettikleriniz, -ille de cehenneme girmek isteyen kimseler hariç- Allah’a yönelmek isteyen herhangi bir kulu yoldan çıkaracak bir kuvvete sahip değilsiniz.”

37:163
164

وَمَا مِنَّٓا اِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ

“Bizim her birimizin belli bir makamı ve yeri vardır.

37:164
165

وَاِنَّا لَنَحْنُ الصَّٓافُّونَۚ

Saf saf dizilenler biziz.

37:165
166

وَاِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ

Allah’ı zikredip O’nu tenzih edenler biziz.”

37:166
167

وَاِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَۙ

(167-169) Müşrikler önceleri: “Eğer, derlerdi, daha önceki milletlere verilen kitap gibi bir kitap bizde de olsaydı, biz de yalnız Allah’a ibadet eden halis kullarından olurduk.”

37:167
168

لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ

(167-169) Müşrikler önceleri: “Eğer, derlerdi, daha önceki milletlere verilen kitap gibi bir kitap bizde de olsaydı, biz de yalnız Allah’a ibadet eden halis kullarından olurduk.”

37:168
169

لَكُنَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ

(167-169) Müşrikler önceleri: “Eğer, derlerdi, daha önceki milletlere verilen kitap gibi bir kitap bizde de olsaydı, biz de yalnız Allah’a ibadet eden halis kullarından olurduk.”

37:169
170

فَكَفَرُوا بِه۪ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Ama şimdi onu red ve inkâr ettiler; fakat yakında öğrenirler!

37:170
171

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَل۪ينَۚ

(171-173) Şu kesindir ki, Biz resul olarak gönderdiğimiz kullarımıza söz verdik ki onlar yardımımıza mazhar olacaklar ve Bizim ordumuz mutlaka galip gelecektir.

Âyette geçen “ordumuz”, yani Allah’ın ordusundan maksat Resûlullah (a.s.) ile birlikte mücahede eden ve onun tebliğ ve cihadını devam ettiren müminlerdir. Ayrıca, Allah tarafından müminleri desteklemekle görevlendirilen gaybî ordular da olabilir. Ancak bu, müminlerin her zaman siyasî sahada galibiyet sağlayacakları mânâsına gelmez. Esasen galip gelinecek sahalar çoktur ve siyaset bunlardan sadece biridir. Nitekim peygamberler siyasî yönden galip gelmedikleri yerlerde, ahlâk ve faziletle başarı sağlamışlardır. Ancak, cahiliyye düşünceleri bir süre üstün çıksa bile, kısa bir zaman sonra silinip gitmişlerdir. Fakat peygamberlerin getirdikleri gerçekler, binlerce yıldan beri hakikat olarak devam etmektedir. Demek ki müminler, hüccet yönünden her zaman üstündürler (Mevdûdî, Tefhim).

37:171
172

اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَۖ

(171-173) Şu kesindir ki, Biz resul olarak gönderdiğimiz kullarımıza söz verdik ki onlar yardımımıza mazhar olacaklar ve Bizim ordumuz mutlaka galip gelecektir.

37:172
173

وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ

(171-173) Şu kesindir ki, Biz resul olarak gönderdiğimiz kullarımıza söz verdik ki onlar yardımımıza mazhar olacaklar ve Bizim ordumuz mutlaka galip gelecektir.

37:173
174

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ

Artık bir süre sen onlardan uzak dur!

37:174
175

وَاَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Onları gözetle! Zaten kendileri de başlarına geleceği yakında göreceklerdir.

37:175
176

اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

Şimdi onlar azabımızın çarçabuk başlarına gelmesini gerçekten istiyorlar mı?

37:176
177

فَاِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَٓاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَر۪ينَ

Eğer öyleyse, şunu bilsinler ki, azap onların yurtlarına inerse, o uyarılıp da yola gelmeyenlerin varacakları sabah çok fena bir sabah olacaktır!

37:177
178

وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ

Artık sen bir süre onlardan uzak dur.

37:178
179

وَاَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Başlarına inecek azabı gözetle! Zaten kendileri de yakında gerçeği göreceklerdir.

37:179
180

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَۚ

(180-182) İzzet ve kudret Rabbi olan senin Rabbin, onların bütün batıl iddialarından münezzehtir, yücedir. Selam bütün peygamberlere. Bütün hamdler âlemlerin Rabbi Allah’adır.

Saffat suresinin bu son üç ayeti Allah’ın her türlü eksikten münezzehiyetini, karşı konulamıyacak izzetini, bütün âlemlerin rabbi olarak övgüye asıl kendisinin layık olduğunu bildirip insanlık tarihi boyunca gelen bütün peygamberlere selam görevini de müminlere hatırlatmaktadır. Bu özelliğiyle dualardan ve Kur’an okunduktan sonra bu âyetlerle son verme âdeti pek güzel bir gelenek olmuştur. Bazı tefsirler bu üç âyetin fazileti hakkında İbn Ebî Hâtim’in Şa’bî vasıtasıyla Hz. Peygamber'den naklettiği şu hâdise yer verirler: “Her kimi, kıyamet günü, mükâfatını tam ölçekle almak memnun edecekse bulunduğu meclisten kalkacağı sırada Subhane Rabbike... desin” (Kurtubî, Suyutî, Alûsî).

37:180
181

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَل۪ينَۚ

(180-182) İzzet ve kudret Rabbi olan senin Rabbin, onların bütün batıl iddialarından münezzehtir, yücedir. Selam bütün peygamberlere. Bütün hamdler âlemlerin Rabbi Allah’adır.

37:181
182

وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ

(180-182) İzzet ve kudret Rabbi olan senin Rabbin, onların bütün batıl iddialarından münezzehtir, yücedir. Selam bütün peygamberlere. Bütün hamdler âlemlerin Rabbi Allah’adır.

37:182