İkincisi: Bir kişinin Peygamberimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkında, O’nun kadir ve kıymetinin yükselmesi istikametinde yapacağı dua, kendisinin, O’nun himayesi altına girmesine vesile olması içindir. Böylece, o kişi hakkında şefaat dairesi vüs’at kazanmış oluyor. Binaenaleyh, salât ü selâma Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) daha çok biz muhtaç bulunuyoruz. Müracaatımızla mevcudiyetini, büyüklüğünü kabullenmiş ve küçüklüğümüzü, hiçliğimizi ilân etmiş oluyoruz. Devletini büyük tanıyıp yardım için ona müracaat eden kimse gibi, biz de aczimiz ve fakrımızla beraber, şiddetli ve çok büyük bir günün endişesiyle şimdiden sarsılmışlık içinde, melce ve menca olarak Resûl-i Ekrem’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) dehalet ediyor, arz-ı ihtiyaç ve arz-ı hâlde bulunuyoruz.
Cenâb-ı Hak, Şefaat-i Uzmâ sahibi Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şefaatine bizi mazhar eylesin.
Bu işin bişaretini de arz edeyim. Deniliyor ki, her peygamberin kendi ümmetine verdiği bir şey vardır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurmuştur ki: “Ben, ümmetime vereceğimi, ahirete sakladım. O da şefaatimdir.”3
Dipnotlar
- 3 Buhârî, tefsir (17) 5; teyemmüm 1; Müslim, iman 326-327; mesacid 3.