İçeriğe geç
31. Bölüm

Peygamberimiz’in peygamberliğinin kendi devrine ait ve Araplara mahsus olduğu iddia ediliyor. Bu hususu açıklar mısınız?

Peygamberimiz’in peygamberliğinin, kendi devrine ait olduğuna dair en küçük bir vesika, hatta bir işaret bulunmadığı gibi, sırf Araplara gönderildiğini gösteren herhangi bir delil de mevcut değildir. Aksine, mevcut bütün deliller, hayat-ı seniyyeleri boyunca, olanca güç ve kuvvetini kullanarak İslâm dinini dört bir yana yaymak istediği merkezindedir.

İskender, dünya hâkimiyeti adına; Sezar, Roma ve Romalılar hesabına; Napolyon, bir saltanat uğruna cihanı fethetmeye ve bir cihan devleti kurmaya azmetmişlerdi. Varlığın özü, zaman ve mekânın efendisi Yüce Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise, arkasındakilere cihanı fethetme direktiflerini verirken, dünyevî-uhrevî mutluluğa giden yollardaki tıkanıklıkları açmak, eşref-i mahluk olarak yaratılıp, baş aşağı, aşağıların aşağısına yuvarlanan insanı, yaratılışındaki hedef noktaya ulaştırmak ve insanoğluna yitirdiği haysiyeti iade etmek için veriyordu. O bu gayeleri gerçekleştirmek için, Allah’ın elçisi olarak ve O’nun emir ve direktifleri altında, daha hayatta iken, ışık saçan mübarek elini dünyanın dört bir yanına uzattı ve Hak’tan getirdiği mesajları, sesini duyurabildiği herkese ve her yere sundu.

Şimdi O’nun vazifesinin şümullü ve peygamberliğinin umumî olduğunu gösteren bazı hususları beraber gözden geçirelim:

1. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) daha Mekke’de iken bir kısım Müslümanları Habeşistan’a göndermişti ki, bu ilk mürşidler sayesinde pek çok Habeşli, Müslümanlıkla tanışma fırsatını buluyor ve tanışıyordu. Vâkıa, Habeşistan’a bu ilk mesajı götürenlerin seyahatleri, zâhiren bir hicretti; ama Müslümanların oradaki gayretleri sayesinde, Necâşî ve çevresinin Müslüman olması, İslâm Peygamberi’nin bir cihan peygamberi olmasına ilk işaret ve ilk “Evet” demekti.

221