Konfüçyüs’e “peygamber” diyemeyiz, çünkü peygamber olmayana “peygamberdir” demek küfür olduğu gibi, peygamber olana da “değildir” demek yine küfürdür. Konfüçyüs ve ülkesi için düşündüğümüz aynı şeyler, Avrupa için de bahis mevzuudur. Ama kat’î bir şey söyleyemeyiz. Zira, bir şey bilemiyoruz.
Sokrates için söylentiler vardır, ama, Sokrates’in hayatı da bize tam intikal etmemiştir. Yahudiliğin tesirinde bir feylesof mudur, başka bir fikir adamı mıdır? Tam bir şey bilemiyoruz. Bazı düşünürler, onun Yahudilik tesirinde bir feylesof olduğuna hükmederler. Ancak tarihî vesikalar, Sokrates’in böyle olduğu mevzuunda, herhangi bir kanaat serdetmemektedirler. Eflâtun’un, kendisinden naklettiği şeylere bakılırsa, Sokrates diyor ki: “Benim gözüme bazı şeyler görünüyordu –Halüsinasyon olabilir–. Bana insanlığın irşadı için bir şeyler telkin ediyorlardı. Çocukluğumdan beri, bütün insanlara, Allah fikrini telkin etmek, onları Allah’a tevcih etmek için vazifeli bir insan olacağımı biliyordum…” Binaenaleyh, Sokrates’in söylediklerinde şayet bir hakikat payı olsaydı fikre, felsefeye daha yakın ve daha uyumlu Avrupa topluluğu için zuhur etmiş bir peygamber olduğu söylenebilirdi. Dikkat buyurun “Sokrates peygamberdir.” demiyorum. Çünkü değilse küfre girerim. Ama bir ihtimal ile sadece “olabilir” diyoruz…
Hadisin beyanına göre 124 bin veya 224 bin peygamber gelmiş. Biz bunların nerede zuhur ettiğini bilemiyoruz; ancak dört tanesinin yerini bilebiliyoruz. Muhbir-i Sadık Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem), her yerde bunların zuhur edebileceğini söylüyor. O’nun bu irşadına binaen size, dünyanın çeşitli yerlerinde, adını ve sayısını bilemediğimiz bu peygamberlerin zuhur ettiğine dair bir kısım emareler arz edeceğim: