Kur’ân, dua ve münacâtlar da böyle değişik şekillerde temessül edebilir. Bazen bir dua, Kur’ân’dan bir sûre, sahabeden Üseyd İbn Hudayr’a olduğu gibi, bir bulut, bir buğu şeklinde temessül edip görülebilir ki,6 Muhyiddin İbn Arabî Hazretlerinin müşâhede ettiği şey de işte böyle, duadan, senâdan, evrâddan, ezkârdan temessül etmiş bir şeydir…
Bu mevzuda ikinci bir husus da şudur: Her hakikate, her şe’ne, her zikre, her fikre müekkel bir melek vardır; bizim evrâd u ezkârımızı, Cenâb-ı Hakk’a intikal ettirmek için o işe nezaret eder. Yâsîn-i Şerif’i intikal ettirmede de öyle vazifeli bir melek vardır ve o, Yâsîn’in muhtevasına göre bir şekildedir. Âdeta Yâsîn o meleğin şemâilini çizmektedir. Yâsîn için bir şekil düşünebilirsiniz, ki düşünmek biraz zor, hatta çokları için imkânsızdır. Bunu mümkün görsek de, bu ancak âlem-i misale muttali olanlar için mümkündür. İşte, bilenlerin bileceği, bizim bilemeyeceğimiz bir surette, Yâsîn’i temsil eden melek, Yâsîn’in misalî hakikatine uygun temessül eder. Bir başka melek de Amme sûre-i celilesini temsil eder. Böylece, sûrelerin temessül edip belli bir şekilde ortaya çıkması, çok lüzumlu bir anda bize yâr-ı vefadâr olması mümkün olabileceği gibi, aynı zamanda o sûreye nezaret eden meleğin görünmesi de mümkündür.
Dipnotlar
- 6 Bkz.: Müslim, müsâfirûn 257; Ebû Dâvûd, melâhim 14; Tirmizî, fiten 59; İbn Mâce, fiten 33.