En yakındaki beş veya altı galaksi müstesna, bütün galaksilerin bizden uzaklıkları ile mütenasip hızlarla uzaklaştıklarını 1922’de astronom Hubble bildirmişti. Ona göre bir milyon ışık senesi bizden uzak olan bir sehâbiye, bizden senede yüz altmış sekiz bin kilometrelik bir hızla uzaklaşıyor; iki milyon ışık senesi uzaklıkta olan iki misli, üç milyon ışık senesi uzaklıkta olan da üç misli hızla uzaklaşmakta. Bu da Belçikalı matematik âlimi, rahip Lemaitre’nin iddia ettiği gibi kâinatın, genişleme (expansion) hâlinde olduğuna delâlet eder.
İlim mahfillerinde ağırlığını devam ettiren “mekân genişlemesi” 1400 sene evvel Kur’ân-ı Kerim’de zikrediliyordu.
Bütün ilim dünyası, ilim âlemi, bir ümmînin gözüyle görülen bu hakikat karşısında Kur’ân’a “Senin taleben oldum.” deyip hayret secdesine kapanması gerekirken, maalesef ortada görülen yalnız onların nankörlükleridir.
Bir diğer âyette ise:
“Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine doluyor, gündüzü de gecenin üzerine doluyor. Güneş’i ve Ay’ı buyruğu altına aldı.”7 buyruluyor.
Dünya, kutuplardan biraz basık bir küre şeklindedir. Arapça’da “tekvîr” kelimesi, bir yuvarlak etrafına sarık sarma, bir yuvarlak etrafında dönme mânâsına gelir. Buna göre âyet, “Geceyi gündüze, gündüzü geceye sarıyor.” demektir. Böylece “yükevviru” kelimesiyle küre-i arzın küreviyetine apaçık parmak basmaktadır. Diğer taraftan Nâziât sûresinin 30. âyetinde bu mesele kelimenin kökü itibarıyla daha açık anlatılmaktadır: “Ve’l-arda ba’de zâlike dehâhâ –Gökleri nizama, intizama koyduktan sonra yeri de Allah, devekuşu yumurtası hâline getirdi.”8
Demek oluyor ki dünyamız, kutuplardan basık bir küre, bir devekuşu yumurtası şeklindedir. Tevil ve tefsire girmeden çok sarih bir şekilde Kur’ân’ın bu hakikatini de hafızada tutmada yarar var.
Dipnotlar
- 7 Zümer sûresi, 39/5.
- 8 Nâziât sûresi, 79/30.