Asr-ı Saadet’in insanı, harp meydanlarında kavga verirken aslanlar gibi dövüşür, gece olunca da hepsi birer derviş kesilir ve sabahlara kadar ibadet ve zikirle Cenâb-ı Hakk’a kullukta bulunurlardı.35 Sanki onlar gündüzleri, gözleri hiçbir şey görmeyen o cengâverler değil de bir köşede inzivaya çekilmiş zahidlerdi. İş böyle olunca, maddî cihadı her şey sayıp cihad-ı ekberi görmezlikten gelmek veya cihad-ı ekber diye diye dinin en önemli bir müeyyidesini yıkıp onu ruhbanlığa çevirmek, onun ruhuna hıyanetten başka bir şey değildir. İşte önümüzde Allah Resûlü’nün bütün bir hayatı ve işte teker teker bütün sahabe…
Bir muharebe gecesinde iki sahabi nöbet bekliyor. Gündüz akşama kadar kılıç sallamış bu insanlar, gece de sabaha kadar nöbet tutacak ve düşmanın muhtemel saldırısını orduya haber vereceklerdi. Biri diğerine: “Sen istirahat et biraz, ben bekleyeyim, sonra da seni kaldırırım.” der. İstirahata çekilen çekilir, diğeri namaza durur. Bir ara düşman işi anlar ve ayakta namaz kılmakta olan bu sahabiyi ok yağmuruna tutar. Vücudu kan revan içinde kalmıştır; ancak, o namazını bitirinceye kadar dayanır. Namazdan sonra yanındakini kaldırır. Arkadaşı onun durumunu görünce hayretten dona kalır. “Niçin, der, birinci ok isabet ettiğinde haber vermedin?” Cevap verir: “Namaz kılıyor ve Kehf sûresini okuyordum. Duyduğum o derin zevki bozmak, bulandırmak istemedim.”36
Huzur onu böyle çepeçevre kuşatıyordu. Sanki o, namazda Kur’ân okurken bizzat Kur’ân ona nazil oluyor ve sanki Cibril onun ruhuna Kur’ân solukluyor gibi okuyor ve o böyle bir vecd içinde iken bağrına saplanan oktan acı dahi duymuyordu. İşte büyük ve küçük cihadı kendinde toplayan insanların durumu ve işte cihad adına hakikatin gerçek yüzü…
Dipnotlar
- 35 Bkz.: İbn Kesîr, Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azim 7/16.
- 36 Ebû Dâvûd, taharet 79; el-Hâkim, el-Müstedrek 1/258.