Dördüncüsü, dünyanın ziynet ve depdebesine ve nefsi gıcıklayan müştehiyata sabırdır ki, amudî kahramanlık yoludur.
Beşincisi, maddî-mânevî füyûzat hislerine karşı sabırdır ki, sadece kâmil insanlara müyesserdir.
Soruda, “Sabır istemek bir bakıma belâ istemek gibi midir?” deniyordu. Sadece sabır belâya karşı olursa doğrudur. Belâ gelmeden sabır isteme, belâ isteme mânâsına geldiğini ehl-i tahkik söylüyor. Fakat burada dikkatimizden kaçan ayrı bir husus var, o da, başta izah edildiği gibi sabrın sadece belâlara karşı münhasır bulunmadığı keyfiyetidir. Bu itibarla, mâsiyete karşı olanın dışında: “Allahım! İbadet ü taatte bana sabır ver, caydırma! Allahım! Mâsiyete karşı sabır ver, ruhlarımıza ibadet ü taati şirin ve mâsiyeti çirkin göster!” demeliyiz.. ve böyle demenin belâ istemekle alâkası yoktur.
Bu mânâlar mahfuzdur ve bunlara karşı Allah’tan sabır istememizde hiçbir sakınca yok.. ama bir kısım belâlar endişesiyle sarsılıp, “Allahım! Belâlara karşı bize sabır ver!” demeye gelince, bu, ehl-i tahkikin beyanına göre belâya davetiye çıkarma demektir. İşte bu nokta-i nazarı mülâhazaya alarak, belâlara karşı, belâ gelmeden -ki gelmesin Allah’ın inayet ve keremiyle- Allah’tan sabır istemeyi muvafık görmüyorlar.
1Buhârî, rikak 18; Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 216-218, salâtü’l-münâfikîn 78.
2Müslim, müsafirîn 297, 298.
3Buhârî, teravih 1; Müslim, müsafirîn 125; Tirmizî, salât 208; Nesâî, kıyamü’l-leyl 36.
4Buhârî, ezan 65; Müslim, salât 191.
5Buhârî, teravih 1; Müslim, müsafirîn 125; Tirmizî, salât 208; Nesâî, kıyamü’l-leyl 36.
6İnşirah sûresi, 94/3.