İçeriğe geç

Bu şebekeye girenlerden biri de Mistah’tı. Hâlbuki Hz. Ebû Bekir onun bakım ve görümünü üzerine almış ve o aileye her türlü yardımını aralıksız sürdürüyordu. İftira hâdisesine onun da ismi karışınca, Hz. Ebû Bekir, bir daha asla Mistah’a yardım etmeyeceğini söyledi. Canı iyice yanmıştı. Fakat derhal gökten bir mesaj geldi. Âyet şöyle diyordu: “İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler, akrabaya, yoksullara, Allah (celle celâluhu) yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar, feragat göstersinler. Allah’ın (celle celâluhu) sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah (celle celâluhu) Gafûr’dur, Rahîm’dir.”3

O yeminle Mistah’a bir daha yardım etmeyeceğini söyleyen insan, bu hitap karşısında derhal dediğinden vazgeçiyor; yemin keffaretini ödüyor ve sanki hiçbir şey olmamış gibi Mistah’ı himayeye devam ediyor.

Bunlar, şahsa karşı yapılan en çirkin muamelelere karşı bir mü’minin verdiği müsamaha örnekleridir. Hakikaten çok zor olan böyle bir imtihanı onlar en muvaffak bir şekilde atlatmışlardır. Ve hakkı neşir vazifesini omuzlayan insanlara onlarda nice ibretler ve dersler vardır.

Günümüzün dava adamları da kalblerinin yumuşaklığı ile vicdanlara girip hakikati anlatacak ve kalbleri fethedeceklerdir. Huşûnet, sertlik ve kabalık hiçbir devirde faydalı olmadığı gibi günümüzde de faydalı olacağı düşünülemez. Müsamahanın sıcak iklimi ise, nice buzdan dağlar eritmiştir. Allah Resûlü’nü öldürmek için yola çıkan nice düşman, O’nun müsamahası ile hayat bulmuş, İslâm’a girmiş ve Allah Resûlü’nün en sadık dostu olmuştur. Ömer’i dize getiren, Allah Resûlü’nün bu müsamahası değil midir? Ya Halid’i bitirip tüketen ve gönlündeki karanlıkları gideren? Bütün bunlar Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) müsamaha dünyasından esip gelen aydınlık tufanı değil midir?

176