İçeriğe geç

Evet, bu bakımdan yıldızın yerine yemin etmekle قۤ وَالْقُرْاٰنِ الْمَج۪يدِ ’in farkı yoktur ki bu da “O şanlı Kur’ân’a kasem olsun ki.”12 demek gibidir. Ayrıca Levh-i Mahfuz’da da Kur’ân’ın bir yeri vardır. Çünkü Kur’ân, Kadir Gecesi’ne kadar Levh-i Mahfuz’daydı. Ona ancak nazarı oraya ulaşanlar muttali olabiliyordu. Buna göre, mevâkiinnücûm, Cenâb-ı Hakk’ın irade ve kudretiyle meydana gelen ve kâinat kitabının şerhi, izahı olan Kur’ân-ı Kerim’in necmlerinin mevkileri demektir. Demek oluyor ki, Kur’ân da ayrı bir yıldızlar kümesi sayılıyor. Hem de kâinattaki yıldızları izah eden bir yıldızlar kümesi. Evet kâinatla Kur’ân arasında bu şekilde bir benzerlik ve bütünlük var. Diğer taraftan, إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ ف۪ي لَيْلَةِ الْقَدْرِ ile “Kadir Gecesi, Kur’ân’ı, sema-i dünyaya indirdik.”13 buyruluyor ki, esasen Levh-i Mahfuz-u Hakikati müşâhede edebilen ve nazarı oraya ulaşan her veli, Kur’ân’ı orada bütünüyle görüp mütalâa edebilir. İşte “Kur’ân’ın bu noktadaki mevkiine ve şerefli yerine kasem olsun.” mânâsına mevâkiinnücûm’a yemin edilmiş de denebilir.

Dokuzuncusu: Cibrîl-i Emîn’e eminlik pâyesini kazandıran Kur’ân’ın bir diğer mevkii de Hz. Cibrîl’in emin sinesidir. Mevâkiinnücûm’a kasem, “O ve onun gibilerinin sinesine kasem olsun ki!” mânâsına da hamledilebilir.

Onuncusu: Bir diğer yönüyle de, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve ümmetinin pâk sineleri olduğu da düşünülebilir.

On Birincisi: Ona inanmış, Kur’ân’ı her şey kabul eden, her okunduğunda, Rabbinin, kendisine hitap ettiğini ruhunda duyan temiz vicdanlar da, Allah’ın kasem ettiği yerlerden olabilirler. Rabbim, evvelkiler gibi, bizim sinelerimizi de öyle pâk eylesin. Kasem edilen sineler hâline getirsin!

42