Bir hikmet vardır böyle olmasında, bu sözün söylenmesinde. Kim bilir, belki de onun itikat ve düşüncesinde bir bozukluk vardır. Evet, niyetini sağlamlaştırıp, sağlam bir moralle insan zehir bile içse, şifa ve derman olur, ama konsantre olma, tam inanma ve tevekkül gibi hususlar çok önemlidir. Bunun gibi, Efendimiz orucu bizim için bir kalkan, sütre ve fenalıklara karşı da bir koruyucu olarak görüyorlar da, biz bu mevzuda tam frenlenemiyorsak, yalan söyleyen biziz. Allah Resûlü ise her zaman doğru söylemektedir.
Bununla beraber bazı kimseler hususî mahiyette yaratıldıkları için beşerî garîzaları çok yüksektir. Böylelerinin, onları cinnete sevk edecek kadar şiddetli evlenme arzuları olabilir. İhtimal ki, oruç onları tam frenleyemeyecektir. Bu türlü kimseler, fakir ve geçim sıkıntısı içinde de olsalar derhal evlendirilmeli ve günahlara girmelerine meydan verilmemelidir.
İslâm, bir taraftan gence oruç tut veya evlen derken, diğer taraftan da beşinci kol faaliyetleri adına toplumu kemiren hastalıklara karşı ciddî vaziyet alıyor, bunların hepsini yasaklıyor ve bunlara karşı müeyyideler koyuyor. Hem o kadar yasaklıyor ki, şayet bir yerde bir genç, başkalarının baştan çıkmasına sebep teşkil ediyorsa, bulunduğu yerden fitne olmayacağı bir başka yerde ikameti yeğleniyordu. Meselâ Efendimiz, bir kadını böyle bir meseleden ötürü Medine’den uzaklaştırıyor. Hz. Ömer de (radıyallâhu anh) bir delikanlıya Medine haricini gösteriyordu. Nefyedilen genç soruyor: “Yâ Ömer! Günahım neydi?” Cevap veriyor: “Hiçbir günahın yoktu. Ancak seni cemaatin selâmeti için (sedd-i zerâyi) Medine’den uzaklaştırıyorum.”
Binaenaleyh göze, kulağa ve daha başka uzuvlara seslenen ve tahrik unsuru olan şeylerin hepsinin yok edilmesi lâzımdır ki, fuhuştan da, tefahhuştan da uzak kalmış olalım.