İçeriğe geç

Hz. İbrahim, kavminin ve bilhassa babası Âzer’in dalâleti ve sapıklığı karşısında iki büklümdür ve ızdırap içinde kıvranmaktadır. Bunun böyle olması gayet tabiî ve fıtrîdir. Zira her insanda cibillî olarak, yakın çevresine karşı bir sevgi ve alâka vardır. Hele bu çevre daraldıkça sevgi ve alâka daha bir artmaktadır. Hiçbir salih evlât babasını sapıklık içinde görmek istemez, istemek bir yana, onun sapıklığı salih evlâdı her şeyden daha çok üzer ve dilgîr eder. Hele bu, Hz. İbrahim gibi şefkatin doruk noktasında bir peygamber ise; onun ızdırabı herkesten fazla olur. İşte Hz. İbrahim böyle ızdıraptan iki büklüm bulunmaktadır.

Bir gün yine, içinde babasının da bulunduğu bir topluluğa tevhid dersi vermekte ve onları hak dine davet etmektedir. Ancak kavmi ve babası ona karşı diretir, onun davetine icabet etmez. Atalarının dini üzere olduklarını söylerler. Bu hemen her devirde, gerçeğe inanmayan insanların mazeret veya dayanakları olmuştur. İşte böyle bir manzara karşısında Hz. İbrahim ellerini kaldırır ve Rabbine şöyle yalvarıp yakarır:

“Ey Rabbim! Bana hikmet ver ve beni salihler arasına ilhak eyle. Sonradan gelenler arasında beni yâd-ı cemil yap ve ‘Naim’ Cennet’ine vâris olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah’a selim bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme!”4

116