İslâm nizamı, insanın var edilmesinden, içinde bulunduğu kâinatla münasebetine; dünyevî huzur ve güveninden, bütün emellerinin tahakkuk edeceği ebedî bir âlem vaadine; ruh-beden dengesinden, bunların gidip dayandığı gayenin net olarak ifade edilmesine; herkesin maddî-mânevî ihtiyaçlarının karşılanmasından, –verilen şeyler ilerideki lütufların referansı– mevsimi gelince bütün arzularının gerçekleştirilmesine kadar hemen her hususla alâkalı mutlaka bazı şeyler söyler ve onun cevap bekleyen hiçbir isteğini cevapsız bırakmaz.
Her şeyden evvel bu nizam sağlam bir inanç sistemine dayanmaktadır. Hiçbir yanı itibarıyla itiraza mahal olmayan bu ilâhî nizam, bir taraftan ruhundan fışkırıp çıkan din ve diyanet derinliği, diğer taraftan da tekvînî emirlerin doğru mütalâası ve mütalâa edilen hususların çağın ilim ve mârifet ufku açısından yorumlanmasıyla sürekli kendini yeniler, özle alâkalı temel atkılarını sımsıkı korumanın yanında içtihad ve istinbata açık alanlarda da zamanın tefsirlerini nazar-ı itibara alır; insan, kâinat ve ötelerle alâkalı konularda mütemâdiyen düşünce ağları oluşturur ve her zaman müntesiplerinin kalb ve gönüllerini değişik vâridâtla besler; besler ve bir gözü dünyada bir gözü ukbâda insanın derinliklerine bazı şeyler fısıldar.
Evet, İslâm insana öyle bir bakış zaviyesi kazandırır ki, başkalarının sabah-akşam didik didik ettikleri eşyâ ve hâdiselerin öz ve mânâsıyla alâkalı hiçbir şey anlamamalarına mukabil o bu konuda kâmuslar dolusu bilgilere ulaşır.. canlı-cansız her nesnenin Yüce Yaratıcı’ya imâ ve işarette bulunduğunu görür gibi olur.. seviyesine göre ihsan vâridâtıyla kendinden geçer.. ve her gününü âdeta farklı bir Cennet koridorunda geçirir.