İçeriğe geç

Allah (celle celâluhu) pek çok yerde dikkatleri aklı kullanmaya ve tefekkür etmeye çektiğine göre, mü’minlerin de gerek âfâkî gerekse enfüsî tefekkürde derinleşmeleri gerekmektedir.

Enfüsî tefekkür mevzuu olarak insanı, –Alexis Carrel’in de İn­san Denen Meçhul isimli kitabında tahlil ettiği üzere– sadece fizyolojisi ve anatomisi itibarıyla ele alacak olsanız bile o, hakikaten saygı duyulması gerekli olan bir âbide şeklinde karşınıza çıkacaktır. Evet, insan iç-dış yapısıyla o kadar mükemmeldir ki, muhalfarz eğer Allah’tan (celle celâluhu) başka birisine secde etmek caiz olsaydı, insana secde edilirdi. Fakat Allah (celle celâluhu) kendisinden başka hiç kimseye secde edilmesine müsaade etmemiştir. Meleklerin Hazreti Âdem’e (aleyhisselâm) secdeleri ise emre itaatteki inceliğin anlaşılması adına bir imtihan ve iptilanın gereğidir.

Bununla birlikte Allah’a (celle celâluhu) yapılan secdede Haz­re­ti Âdem’in (aleyhisselâm) bir mihrap olması, böyle bir konum, faikiyet (üstünlük) ve hususiyeti ihraz eden başka bir varlık olmadığını göstermektedir. Zira Hazreti Âdem, bir yönüyle madde ve mânânın, fizikî ve ruhanî âlemlerin birleşik noktası gibidir. Farklı bir ifadeyle o, Cenab-ı Hakk’ın bütün esma-i hüsnasının cami bir aynasıdır. İşte böylesine mükemmel bir varlık olan insanı, maddî ve mânevî buutlarıyla okumaya başladığınızda, derin derin tefekküre dalmamanız mümkün değildir. Evet, insanı ister el, ayak, göz, kulak, burun, dil, dudak gibi maddî yanıyla ele alın, isterseniz mahiyet-i nefsü’l-emriyesi (hakiki mahiyeti) itibarıyla ele alın, doğru okunabildiği takdirde o, insanı derin derin düşünceye sevk edecek mükemmel bir kitap gibidir.

232