İçeriğe geç

Hususiyle nefsi, kalbi, duyguları, şuurunun şuurunda olması, iradesini yönlendirmesi itibarıyla insana bakıldığında, onun hiçbir boşluğa rastlanmayacak nasıl muhteşem bir mekanizmaya sahip olduğu görülecektir. İnsan, böyle bir sistemin dümeninde bulunması, onu işletmesi ve onun merkez noktasına tahtını kurması itibarıyla onun en yakınında durduğundan dolayı, onu en iyi anlayan da kendisidir. Eğer insan enfüse açılabilir, onun maddî ve mânevî yanı üzerinde düşüncelerini derinleştirebilirse, tıpkı yeryüzünde başarılar elde ettikten sonra uzaya açılan insanlar gibi, âfâka da açılabilir. Farklı bir ifadeyle, enfüs üzerinde iç âlemlerde gerçekleştirdiği sistemli bir tefekkürle, Allah’ın (celle celâluhu) abes bir şeyi yaratmadığının farkına varan bir insan, nazarlarını dış âlemlere tevcih ettiğinde de, tıpkı çiçeklere konan bir arı gibi farklı bal özleriyle geriye dönecektir.

Sohbet Mekânları Tefekkür Meclisleri Olmalı

Evet, bize düşen vazife, âfâkî ve enfüsî olmak üzere her iki tefekkür kanadını da çok iyi değerlendirerek oturup kalktığı meclisleri derinlemesine Allah’ın teşriî ve tekvinî âyetleri üzerinde durulan ve kalbin zümrüt tepelerinde dolaşılan yerler hâline getirmektir. Bu yapılmadığı takdirde meclisler laubaliliklerden kurtulamayacaktır. Laubaliliğin hüküm sürdüğü yerlerde ise insanlar sürekli –bağışlayın– dudu nineler gibi falanı filanı eleştirmekten, başkalarının kabahatleriyle meşgul olmaktan ve onun bunun gıybetini yapmaktan kurtulamazlar. Bu tür dedikodularla meşguliyet ise hem zamanı, hem mekânı hem de atmosferi kirletir. Böyle kirli bir atmosferde ise tefekkür çimlenmesi gerçekleşmez. Esasen nefis ve hevasının akıntılarına kendisini kaptıran bir insan, varlığı doğru okuyup doğru yorumlamasını sağlayacak tefekkür mekanizmasının eline kement vurmuş ve onu felç etmiş demektir.

233