Söz buraya gelmişken, Medet Efendi’den bahsetmek istiyorum. Kendisi, İkinci Abdülhamit’in yaveri bir binbaşı imiş. Bir zaman kendisiyle aynı yerde bulunmuştuk. O zaman ben on iki-on üç yaşlarında idim. O da yetmiş beş yaşında idi. İbadet ü taatında çok hassas, sakallı, nuranî bir zat idi. Ayrıca tam bir Osmanlı beyefendisiydi. 1908 yılında Sultan Abdülhamit (cennetmekân) hal’ edilince, ittihatçılar başkaları gibi onu da tımarhaneye atmışlar. Delilerin içinde kala kala kendisi de bir nebze aklî dengesini yitirmişti. Zaten mecnunlarla aynı mekânı paylaşmak zorunda kalan biri onlarla aynı çizgiyi paylaşmaz ve onlara uyum sağlamazsa, problem hâline gelir ve oradaki deliler tarafından “deli” ilan edilir. İşte, bir süre delilerin içinde kalan Medet Efendi, zaman zaman onların hâl ve tavırlarını naklederdi. Onlardan kimi eline bir ayna alıp Erzurum’u sel bastığından bahsedermiş, bir başkası soba deliğinde hazine yer aldığını anlatırmış, bir başkası da gazetede çıkan yazılara küfreder dururmuş.