Ne var ki onlar, her şeye rağmen bu peygamberler güzergâhında yürümeye kararlıydılar; zira “vira bismillah” deyip bu yola koyulduklarında, Hazreti Sahib-i Kırân’ın ifadesiyle, “Gözümüzde ne Cennet sevdası ne de Cehennem korkusu var. İnsanları gerçek insanlığa yönlendirme adına gerektiğinde, hıllet âbidesi Hazreti İbrahim gibi ateşlere atılmaya da hazırız.”11 demişlerdi. Hedeflerinde, hâl ve temsil diliyle hakkı bâtılın savletinden kurtarma; topyekün insanlığın birbiriyle kucaklaşmasını sağlama ve bütün gönüllerde vefa ve ittifak duygusu oluşturma onların biricik gaye-i hayalleriydi.
Bu yüce mefkûreyi gerçekleştirme yolunda yürürken ervâh-ı habîsenin de boş durmayacağını biliyorlardı. Onun için bâtıla aborde olmuş bir kısım bedbahtların, farklı yol ve yöntemlerle yolları tahrip edip muvasala köprülerini yıkma cehdine hiç mi hiç şaşırmamışlardı; şaşırmamış ve daha başkalarının mumlarını da tutuşturmaya devam etmişlerdi. O mumların söndürülemeyeceğine inançları da tamdı. Zira onun arkasında inayet ve irade-i ilâhiye vardı. Bu itibarla da onlar;
vird-i zebânları, yeni yeni mumlar tutuşturarak hep yürüdüler şehrah-ı enbiyada… Yolları açık olsun!..
9 Fâtiha sûresi, 1/6.
10 A’râf sûresi, 7/59, 65, 73, 85; Hûd sûresi, 11/50, 61, 84; Mü’minûn sûresi, 23/23, 32.
11 Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat s.616 (Tahliller).